Akşener: “Milliyetçi Hareket Partisi nin İktidarına …

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ : Meral Akşener’in salona gelişi ve partilileri selamlaması Mral Akşener’in konuşması Eski MHP Milletvekili Akşener: ‘Ülküdaşlarımızın sesini dinlemeye devam ediyoruz ve bu ülkeyi yönetmeye, refaha götürmeye, huzuru sağlamaya, kardeşlik hukukunu yeni baştan canlandırmaya, tesis etmeye hazırız, evet Milliyetçi Hareket Partisi’nin iktidarına hazırız’ Eski MHP Milletvekili Meral Akşener, ‘Ülküdaşlarımızın sesini dinlemeye devam ediyoruz ve bu ülkeyi yönetmeye, refaha götürmeye, huzuru sağlamaya, kardeşlik hukukunu yeni baştan canlandırmaya, tesis etmeye hazırız, evet Milliyetçi Hareket Partisi’nin iktidarına hazırız.’ dedi.
Haberler.Com

STK’lar Birlik beraberlik içerisinde hareket etmeli

RSS Gorseli   TÜMSİAD olan Tüm Sanayici ve İşadamları Derneği (TÜMSİAD) Adana Şube Başkanı Yakup Kutluca ve Yönetim Kurulu üyelerinden Emrah Sancar,  Hakan Özdeğer, Şükrü Geyikçi,  Alpaslan Sayıner, Ahmet Kalenderoğlu ve Şube Sekreteri Yalçın Kartal, Adana Sanayi Odası (ADASO) Başkanı Zeki Kıvanç’ı makamında ziyaret etti. Görüşmede Sanayi Odası Yönetim Kurulu Üyesi İsa Tuzcu ve Genel[…]
5 Ocak Gazetesi Çukurovanın En İyi Gazetesi – Haberler

DR. İKRAM ÇINAR’IN EĞİTİŞİM DERGİSİ’NDE YAYINLANAN “ÜLKÜCÜ HAREKET ÜZERİNE NOTLAR” ADLI YAZISI

vona
Fahrettin ÖZTOPRAK

Temmuz 2014’te yayınlanan Eğitişim Dergisi’nin 43. sayısında Dr. İkram Çınar, “Ülkücü Hareket Üzerine Notlar” adlı yazısında, “Ülkücüler hakkında düşünüp bazı ufak tespitler yapmak istiyorum” diyerek söze başlamış. Buna “Şakayla karışık, ülkücüyseniz ülkücü olun, ne işiniz var CHP ile İP arasında? diye başlayayım” diyerek giriş yapmış. “Belki de iyi ki oradasınız demeliyim. Eski bir müfettişin fikir teftişi yapması yanlış sayılmaz” diyerek bu girişte kendini az buçuk tanıtmış. “Bir fikir hareketi olarak hangi iddia ile yola çıktınız” ve şimdi ne yapıyorsunuz, yani durumunuza bir bakın, ne haldesiniz demiş Sonra da, “Kaşınıyor muyum sizce? Kaba değil ama acı konuşacağım, kastım öyle olmasa da, üzebilirim! Dışarıdan konuşacağım, söz acıysa dost sözü sayılsın” diyerek girişini tamamlamış. Gerçekten mükemmel bir başlangıç, mükemmel bir giriş. Bundan daha iyisi can sağlığı.
Hele onun şu tespiti:
Ülkücü hareket CHP’den çok Kemalist, İP’ten çok ulusalcı, AKP’den çok İslamcı olma iddiasını sürdüren ama hiçbirisi olamayan, yeni entelektüeller çıkaramadığı için kısırlaşmış ve şunun bunun fikirlerini derleyip sentezleyen, yüzergezer bir Oblomov hareketi olmuştur. Yeni ufuklar açamadığı için başkalarının açılımlarına “istemezük” demenin ötesinde bir tavırları yoktur. Mankurtlaşmışları çoktur… Sert bir giriş oldu, titretecekse, üzerinde düşündürecekse olsun!
Ülkücünün Kemalizm’e itirazının olmamasını anlayabilirim ama Kemalizm’e takılmasını anlayamam. Bir ülkücü için Kemalizm en azına razı olmaktır. Kemalizm Türkiye içindir, Türkiye kadardır. Ülkücünün ufku Türk dünyasının jeopolitiği olmalıdır. Ulusal sınırlara takılmadan düşünebilmelidir. Ülkücünün jeopolitik sınırlarının dünya, daha özelde ise Hun, Selçuklu ve Osmanlı coğrafyası olması gerekir. Kemalizm’e “fit olan” ülkücülüğün gereği yoktur; orası Kemalistlerin ya da benzerlerinin cephesidir. Kaldı ki, ülkücü hareket Kemalizm’i bile hak etmiyor”… Mensupları “Duruma göre oportünist jargonla Kemalizm’e bile ihanet edebilmektedirler.
Jeopolitik tasarımın yanlışlığı fikir fukaralığının en büyük sebebidir. Ülkücünün derdinin Turan olması gerekirdi; o iddia ile yola çıkmıştı. Nerelerde dolaştığının farkında mıdır?

Ancak bu coğrafya bir anda sağlanamaz. AKP’yle son üç dört yıldır Suriye Türkmenleri dile getirilmeye başlanmıştır. Ancak Türkmenler Suriye muhalefetinden el-Nusra, el-Kaide ve IŞİD ile bir tutulmamalıdır. AKP bunu aynı minvalde görüyor. Oysa Türkmenlerin Alevisi de var, Hanefisi de var. Bunlar arasında bir ayırım yok. Ama AKP söz konusu ayrımı Türkmenler arasına da sokmak istiyor. Keza, Kuzey Irak’ta Türkmenler var. Barzani Ermenistan’dan gelip buraya yerleşene kadar Türkmen nüfusu Kürt nüfusundan çok fazlaydı. Bir taraftan Molla Mustafa Barzani, diğer taraftan Celal Talabani arasında sıkışıp kalan Türkmenler ya Türkiye’ye göç etti, ya da öldürülüp yok edildiler. O yıllarda 3 milyon Türkmen nüfustan günümüzde ancak kala kala bir milyon nüfus kaldı.
Keza, Güney Azerbaycan. Buradaki nüfus olduğu gibi Türk. Hepsine birden Azeri denmiş. Ama, bunlar Oğuz. Anadolu’daki Türkler gibi Alevi ve Hanefi de değiller, Şiidirler. Daha doğrusu, Caferi. İşte bu nedenle milli duyguları törpülenmiş, Humeyni Devrimi’ni yapan Şeriat Medari ve Ali Hamaney Türk oldukları halde, milli kimlikten ziyade Şii İslam Devrimi’nin mensubu olmuşlardır. Güney Azerbaycan Türklerinin de çoğu onları desteklemekte, işte bu nedenle bir türlü milli kimliklerini dile getirememektedirler.
Türkiye’nin batısında Bulgaristan, Batı Trakya ve Makedonya vardır. Makedonya’da Erdoğan Saraç etkili biridir. Makedonya Türk Milli Birlik Hareketi’nin başkanlığını yürütmektedir. Bulgaristan’da Meclis’e giren bir Türk hareketi vardır. Bu Hak ve Özgürlükler Hareketi olarak anılmaktadır. Bünyesinde dört parti mevcuttur. 1990 yılından beri mücadele vermektedir. İlk olarak 23 milletvekili çıkaran HÖH, 2009 yılında bunu 38’e kadar çıkarmışlardır. Mcaristan’da Macar Jobbik (Türk-Turan) Partisi’nin 47 milletvekili vardır. Makedonya’da Türklerin 3 milletvekili vardır. Avrupa Parlamantosu’nda Türk milletvekilleri bulunmaktadır. Düşünün, MHP’nin çıkardığı milletvekili sayısı Vona Gabor’un lideri bulunduğu Jobbik Hareketi’nin çıkardığı milletvekili sayısından azdır. Türkçülük Avrupa’da Türkiye’den daha hızlı bir şekilde gelişmektedir. Bulgarlar asıllarının Türk olduğunu öğrenmeye başlamışlardır. Romanya’da Türkçülük Ulahlar sayesinde gelişmektedir. Türkçülük Finlandiya’da bile gelişmektedir. Bu işler ha deyince olmuyor. Ülkücüler ilkin çevreleriyle iletişim kurmalı, sınır ötelerinde gelişip tamamlandıktan sonra diğer Turan coğrafyasına açılmalıdır. Bu yapılmazsa, hiçbir şey yapılamaz. Bütün sözler de lafta kalır.
İkram Çınar, “Ülkücü hareket Ziya Gökalp’ı yeterince anlayamamıştır. Atlantikçilerin Doğu karşıtı cephesinde (antikomünizm) lüzumsuz ve çok oyalanmışlardır. Büyük yanlışlar içine girmiştir. Fikri planda Atsız’ı geliştirmek yerine Arvasi eliyle Anadolu’ya ve ortaçağa tıkılmıştır. Arvasi’yi çoktan AKP’ye göndermeliydi” diyor.
Ziya Gökalp, Durkheim sosyolojisini esas almıştır. Sosyoloji tek bir tip ve esas üzerine kurulamaz. Sosyoloji Toplumbilimi demektir. Türk toplumunun da araştırılacak, tespit edilecek pek çok özellikleri vardır. Sırf Fransız ve Alman toplumu üzerine sosyoloji bina edilemez. Gökalp, Türkçülüğün Esasları adlı bir kitap yazmıştır. Bu kitabı iyi okuyun ve bakın. Görürsünüz ki, Türkleşmekten, İslamlaşmaktan ve Muasırlaşmaktan yani Avrupalılaşmaktan bahsediliyor. Bu Türkleşmek ve İslamlaşmak nasıl oluyor, 61 yaşıma bastım halen anlamış değilim? Türk bir millet adıdır. Soy ve dile dayanır. Bunun ötesi olmaz. Vay efendim, Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşayanlara Türk denirmiş. Türk bir millet ismi olmaktan öte, bir vatandaşlık tanımıymış. Bunu anayasamıza bile soktular. Amaç Türk ismini belirsizleştirmek, soy ve dil tanımından uzaklaştırmak, daha doğrusu katakülliye getirmek. Amaç budur.
Başka milletler, yahut etnik unsurlar asla Türkleştirilemez. Sen Türkleştirmek istesen de, bunu bütün gücünle yapsan da, ters teper. Peki, Türkiye Cumhuriyeti kurulurken Doğu Anadolu’da kaç bin Kürt aile vardı? 50 bin aile değil mi? En az 500 binlik bir nüfus. Sen bunun kaçını Türkleştirdin? Oysa Kürtleşen sen oldun. Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun nüfusu daha bundan 35 yıl öncesine kadar % 90 Türk iken, bugün, günümüzde oralardaki nüfusun % 40’ı ben Kürt’üm demekte. 91 yıl sonra gelinen durum bu. Keza, İslamlaşmak? Bu ne demektir? Biri bana açıklasın. Nasıl toplumu İslamlaştıracaksın? Yahudi’yi, Hıristiyan’ı, Budist’i, Tengrici Türkleri mi İslamlaştıracaksın? Bunu ne için yapacaksın? Cumhuriyeti yıkmak, laikliği ortadan kaldırmak, şeriatçı dini rejimi getirmek için mi yapacaksın? İslamlaştırana kadar, bırak herkes istediği gibi yaşasın, dininde ve vicdanında hür olsun. Din devlet işi ve yönetim işi değildir. Herkesin vicdanındadır. İsteyen namaz kılar, isteyen oruç tutar, isteyen Hac eder. Kimseyi bunları yerine getirmek için zorlayamazsın. O zaman din, din olmaktan çıkar, baskı olur, tahakküm olur, zulüm olur. O zaman Türkleşmek gibi, İslamlaşmak da boş birer kavramdır. Yusuf Akçura tarafından Osmanlının son durumu nedeniyle “Üç Tarzı Siyaset” adıyla Osmanlıcılık, İslamcılık ve Türkçülük olarak ortaya atılan bu fikri, ters yüz ederek, Osmanlıcılığın yerine de Muasırlaşmak yani Avrupalılaşmak fikrini koymak yeni bir şey değildir, bu üç kağıtçılıktır. Hele onun Muasırlaşmak, yani Avrupalılaşmak fikriyle Türklüğün zamanla erimesinden, yok olmasından bahsetmesi yerinde bir tespit ama, peki öyleyse bu Avrupalılaşma neden? Muasırlaşmanın adı Avrupalılaşmak mı? Yoksa gelişen tekniği, sosyal durumu, insani hakları benimsemek mi? Benim anladığım kadar Muasırlaşmak çağa ayak uydurmak. Ama, çağa ayak uydurayım derken bir milletin, yani Türklüğün göz göre göre yok olmasına, dejenere olup gitmesine de kayıtsız kalmak doğru değil. Bu nedenle Ülkücü hareket Ziya Gökalp’ı anlasa ne olur, anlamasa ne olur. Rahmetli Türkeş, 1985 yılında hapishaneden serbest bırakılınca darbecilerin baskısı ile, “Onlar ne kadar Kürt ise ben de o kadar Kürdüm, ben ne kadar Türk isem onlar da o kadar Türktür” diyerek bir şeyler söyledi. O bunu Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da Kürtleştirilen Türkmenleri örnek alarak vermişti. Kaynağı da Ziya Gökalp’tı. O Gökalp’ın fikirlerinden esinlenmişti. Ülkücüler de onun bu sözlerini tekrarladılar. Oysa hiç sevmedikleri Sırrı Süreyya Önder, “Osmanlıdan beri Türkmenler Kürtleştirilmektedir. Böylece asimile edilmektedirler. Türkiye Cumhuriyeti’de de bu yapılmıştır. Günümüzde bile bu yapılmaktadır. Artık buna bir son verilmelidir” derken, Ziya Gökalp’tan, hatta Türkeş’ten bile çok ileri ve net bir Türk milliyetçiliği sergilemekteydi.
İkram Çınar’ın Antikomünizm üzerine söyledikleri doğrudur, bu yerinde bir tespittir. Yanlışların/yanlışlıkların bir foseptik çukura dolup da insan boynuna kadar varan, hatta aşma noktasına gelen bir tespittir. Günümüzde bile bu foseptik çukurdan halen çıkamayanlar ve boğulanlar, hatta birilerini de bu foseptik çukura halen çekmen isteyenler var. Oysa 23 yıl önce Sovyetler Birliği yıkılmış, yerinde yeller esiyor. Bunun bile farkında değiller.
İkram Çınar’ın ülkücülük “Fikri planda Atsız’ı geliştirmek yerine Arvasi eliyle Anadolu’ya ve ortaçağa tıkılmıştır” demesi çok yerinde bir tespittir. Ben bundan önceki yazımda Atsız ve onu sevenlerin MHP’den dışlanmasından söz etmiş, “Dışlanacaklarına davanın içinde bırakılıp törpülenmeliydiler” demiştim. Törpülenmekten de, aşırı fikirlerden, mesela ırkçılıktan, yabancı düşmanlığından kurtulmalarını kastetmiştim. Evet, Arvasi’nin ülkücü harekete hiçbir faydası olmadı. O Ülkücü hareketi böldü ve parçaladı. Muhsin Yazıcıoğlu onun etkisiyle MHP’den koptu. Necip Fazıl ve Ahmet Arvasi aynı dönemde, Milliyetçi Cephe Hükümeti kurulurken MHP’ye geçmiştiler. Erol Güngör dahil bu üç kişi AKP’nin temelini ve fikriyatını, Ilımlı İslam teorisini yıllar öncesinden attı. İşte bu nedenle İkram Çınar, Ülkücülük “Arvasi’yi çoktan AKP’ye göndermeliydi” diyor.
İkram Çınar Eğitişim dergisindeki yazısına devam ediyor:
Devlet “Bahçeli iyi bir yönetici, kötü bir liderdir. Kuramcı bir ideolog değildir, olması da gerekmiyor ama lider olmak iddiasındadır. Konuşma metinleri çok iyidir ve kelimelerin anlamlarını bilerek, seçerek konuşur ve konuşur. Çıkışında ortaya attığı “bilişim toplumu ülkücülüğü” ile yeni sözler söylemiş, umut vermişti. Zaman içinde ekibini dağıtmış, bilişim toplumunu kendisinin de anlayamadığı görülmüştür. Sanki merkezde bir “cici” varmış gibi partiyi merkeze çekip durmuştur. Fotoğrafı çoktan eski başkanların arasına konmalıydı. MHP’nin frenidir ve yere sağlam yapışmıştır, kazımadan çıkmaz. Erdoğan’ı başbakan ve Gül’ü cumhurbaşkanı yapmıştır. BOP mühendisleri kendisini minnetle yad edecektir. Döneminde çok önemli gelişmeler olmuş ve birçok stratejik olumsuzluğu aklayıp meşrulaştırmıştır. Tarihteki yeri bellidir ve iyi değildir.
Ülkücü hareket özeleştiri yapamamıştır. Bunu yapabilecek aydınları yok denecek kadar azdır. Hala “biz olmasaydık komanizma gelecekti” diye kendilerini avutuyorlar. Hala soğuk savaş dilini terk edemediler. Atlantik ittifakına hizmetleri çoktur ve ABD-İsrail ziyadesiyle müteşekkirdir. Delinin biri kalkıp” da onların ““Turandan çok siyonizme hizmetlerinin olduğunu” söylerse gülüp geçemeyiz. Filistin’in yanında savaşan solcu-devrimci gençler İsrail’den kurtulsa bile, Türkiye’ye dönünce ülkücülerden kurtulamıyorlardı! Bunu içeriden söyleyen ülkücü bir ses duyulamadı.
Ülkücüler köylü dalkavukluğu hesabıyla, kolay oy almak için, laikliğe de sahip çıkmamışlardır. Oysa laikliği savunmayan kişi Turancı olamaz. Gagavuzlar Hıristiyan, Karaimler ve Hazar bakiyesi Yahudi, Altaylar Tengrici, Saha-Yakut şaman, Azeri Şii, Türkmen Alevidir.” Onlar, “Türk-İslam Sentezi Sünniciliği ile büyük ütopyalara değil, Anadolu’nun küçük bir kısmına seslenebilmiş”lerdir. “Türkmen Alevisi ile dertleşmek yerine Türkmen’in solcu çocuğunu ülkücülük-sünnicilik adına dövmeyi ülkü yolu saymış”lardır. “Sünnilik anlayışları da kısmen Yesevi anlayışına uymaz. Ayrıca laiklik, Selçuklu’daki mezhep kavgalarının yıkıcılığını önlemenin ve Selçuklu’nun son döneminden beri fikrî-felsefî planda kilitlenen akılcılığı millete yeniden kazandırma fırsatıdır. Ülkücü, ülkücü ise laikliğe ilgisiz kalamaz. Laikliği savunmayan ülkücünün ya ülküsü ya da Kızılelması yoktur.
Ülkücü aydın sayısı bir elin parmak sayısını geçmez. Böyle bir eksikliğinin farkında da değildirler. Var olanları da ne korur, ne destekler ne de arkasında durur. Onlar da zaten birkaç cılız dergiye hapsolmuştur. Ülkücü hareket enformasyon toplumunun farkında değilmiş gibidir; ciddi bir medyası yoktur. Televizyon ve gazetelere sahip olmak bakımından küçük cemaatlerin bile gerisindedir. Bir yalanın defalarca tekrarlanmasıyla gerçek olarak inanıldığı propaganda tekniklerinden bihaber” de “görünüyor. Hele ki işin aslını bilmeyen gençliğin her yalana kolayca inanabildiği dikkate alınırsa, yakında ülkü ocağına gidecek kimseyi bulamayacağının farkında” bile değildirler. “Akraba ve dost-kardeş ülkeleri bile tanıtamadı”lar. “Kendisi Ötüken hayalleri kurarken, farklı doldurulmuş beyinlerden çıkan seslere şaşırdı, azıcık bir ses edince “ırkçı, faşist” küfrünü yedi, şaşırmadı bile. Sıkıştığımız Kurtuluş Savaşında Azerbaycan’ın, Buhara Hanlığı’nın ve bilumum Türk dünyasının maddi-manevi desteğini biliyor mu, topluma anlatabildi mi? Hatırlamıyor bile, bilmiyordu ki! Bir borç yok mu? Bu niyetlerle yola çıkılmıştı, birisi topluma, devlete hatırlatmadı.
Ülkücü hareket ölüm döşeğindedir ve kendisine ötenazi yardımı yapacak birisini beklemektedir. Hakkını yememek adına kaydetmek gerekir ki, ülkücü hareket Türkiye’den çok Türk Dünyasında, İran’da-Turan’da güçlüdür. Dilerim ciddiye alınır bir fikrî birikimin olmadığını anladıklarında, derin bir sükût-u hayale uğramazlar!
Ülkücü hareket kendine çeki düzen vermek, rotasını doğrultmak istiyorsa köklerine dönmeli, 60’lardan sonraki tarihini yeniden ve jeopolitiği önceleyen bir bakışla elden geçirmelidir. Ufuk açması için Gabor Vona’yı başbuğ seçmelerini öneririm. O kim mi, boş verin, gidin peşine. Teleki’yi bilir misiniz? Biraz Fekete’yi tanıyın, Bela Bartok’u öğrenin. Vambery’siz de olmaz. Vambery, Türkoloji’ye katkılarıyla “borç ödedim”, demişti. Neyin borcuydu? Attila Jozsef’i duydunuz mu? Galiyev, Rıskulov, İkramov’dan haberdar mısınız? Ethem Nejat, o zaten komanis.
” Ancak bu Ethem Nejat namlı bir Türkçü. Hem de Türkçülerin fikir babalarından. Ölüm tarihi mi? 29 Ocak 1921. Yer: Trabzon. Onunla birlikte bulunanlar… Başta Mustafa Suphi. Ethem Nejat. o ve 14 kişiyle birlikte Karadeniz sularında can verenlerden. İkram Çınar’a bu yazısı nedeniyle müteşekkirim.

Adana Olay Haber

BAŞA DÖN