Yeşil çayın üç katı antioksidan içeriyor: İlaç bitki nar suyu

Yeşil çayın üç katı antioksidan içeriyor: İlaç bitki nar suyu

Neredeyse bilinen her antioksidanı içermesiyle meşhur olan nar, havaların soğumasıyla birlikte yeniden tezgahlarda yerini aldı. İçerisindeki B5, B6, C ve E, C, B1 ve B2 vitaminlerinin yanında zengin potasyum, magnezyum ve folat içen bu meyve kışın hastalıklara karşı adeta kalkan görevi görüyor. Yüksek besin değeri ve hoş tadıyla lezzeti kadar insan sağlığına faydada çok özel bir yeri olan nar, suyu ile de tam bir şifa deposu.

Narın faydalı olmadığı bir alanın bulunmadığını ifade eden İstinye Üniversite Hastanesi Liv Hospital Bahçeşehir’den İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Selim Kum, “İlaç bitki kıvamında bir meyve. Dolayısıyla kalp dolaşım sisteminden beyinle ilgili rahatsızlıklara, cinsel fonksiyon bozukluklarına kadar pek çok rahatsızlığa iyi geldiğini biliyoruz. Çok ciddi bir antioksidan. Yeşil çayın yaklaşık üç katı oranında antioksidan içermekte” dedi.

ŞEKER HASTALARI DAHA DİKKATLİ TÜKETMELİ

Nar suyunun günlük tüketiminin en fazla bir ya da iki bardak olması gerektiğini belirten İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Selim Kum, “Çünkü kişiye göre bir takım rahatsızlıklar ortaya çıkabiliyor. Bir bardak nar suyunda yaklaşık 106 kalori mevcut ve bunun 26 gram kadarı şeker. O yüzden şeker hastalarının nar suyu tüketirken biraz daha dikkatli olması gerekiyor” diye konuştu.

KEMOTERAPİ İLACI ALAN HASTALAR DİKKAT!

Nar suyunu herkesin tüketebileceğini ancak bazı dikkat edilmesi gereken durumların olduğunu vurgulayan Selim Kum, “Yapılan çalışmalarda antioksidan etkilerinden dolayı içindeki A, C vitaminleri, folik asit, çinko gibi mineralleri içerdiği için düzenli kullanımı tavsiye ediyoruz. Kemoterapi hastalarının nar suyunu içerken dikkatli olması gerekiyor. Bu kişilerde ilaç alındığı süre içerisinde kullanmamalarını tavsiye ediyoruz. Kalp, tansiyon ve kolesterol ilacı kullanan hastalarımızın ise doktora danışmasında fayda var. Hamilelere ise narı suyuyla değil, yiyerek tüketmelerini öneriyoruz” şeklinde konuştu.

BİR BARDAĞI MEVSİMİNDE 6, SEZON DIŞI 50 LİRA

Öte yandan sezonunda bir bardağı 6 liradan satılan nar suyu, sezon dışında ise 50 liradan tüketicilere sunuluyor.

Fotoğraflarda kırmızı çıkmayan gözler hastalık habercisi olabilir

Fotoğraflarda kırmızı çıkmayan gözler hastalık habercisi olabilir

Flaşla çekilen fotoğraflarda bir gözün kırmızı çıkması hastalık habercisi olabilir. İki göz bebeği arasındaki renk farkı retina yırtığı, katarakt veya göz tümörünün belirtisi haline gelebilir. Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Fatih Atmaca verdiği bilgilerle fotoğraflardaki kırmızı gözün hangi sağlık sorununa işaret ettiğini anlattı.

SAĞLIKLI GÖZ KIRMIZI ÇIKAR MI?

Halk arasında ‘sağlıklı göz kırmızı çıkar’ şeklinde bir ifade olduğunu belirten Altınbaş Üniversite Hastanesi Medical Park Bahçelievler Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Fatih Atmaca “Her iki göz de yavruağzı kırmızı arası bir renkse ve gözler arasında renk farklılığı çıkmadıysa, evet doğru. Gözümüzün içerisindeki en iç tabaka yavruağzı kırmızı renktedir. Fotoğraf çekimi esnasında mekanizma şu şekilde işliyor: makineden flaş patlıyor ve flaş gözün bütün tabakalarını geçip, gözün en iç tabakasından yansıyıp geri dönüyor. Eğer ışın göze doğrudan girer ve tekrardan çıkarsa bu gözün katmanlarında bir problem yok demektir. Zaten katarakt veya göz tümörü gibi sorunlar varsa fotoğraf makinesinin flaşından çıkan ışın, gözün tabakalarını geçip geri gelemeyecek ve farklılık oluşacaktır. O yüzden her iki gözde yavruağzı kırmızı arasında bir görüntü almak gözün kırıcı tabakalarında bir problem olmadığı konusunda fikir verebilir” dedi.

TÜMÖR VEYA KATARAKT OLABİLİR

Dr. Atmaca, genellikle fotoğraflarda kırmızı renk çıkmasından ziyade endişeye düşüren şeyin her iki göz bebeği arasında asimetrik bir fark olması olduğunu belirterek durumu şöyle açıkladı:

“Yani gözlerden bir tanesi kırmızı yavruağzı arası bir renkken, diğeri sarı-gri veya normal renkte görünüyorsa bunun sebebi göz sağlığındaki bir problem olabilir. Fotoğraflarda görünen bu renk farklılıkları, özellikle çocukluklarda görülen göz içi tümörü (retinoblastom) veya kataraktı işaret ederken, yetişkinlerde kataraktın ve retina yırtıklarının habercisi olabilir. Doğuştan katarakt hastalarında ise fotoğraf çekildiği zaman her iki göz bebeğinin içindeki ışık yansıması farklı olduğundan dolayı, sorunun fotoğrafa yansır.”

ÇOCUKLARINIZA DİKKAT EDİN

Çoğu kişinin bunun normal olabileceğini düşündüğünü ya da fark etmeyebileceğini belirten Dr. Atmaca, “Fakat tekrarlayan fotoğraf çekimlerinde aynı sorun görülürse bunu dikkate almak gerekir. Aileler durumdan şüphelenip doktora gittiğinde çocuk göz bebeklerini büyüten bir damla yardımı ile muayene edilip, göz tümörü veya katarakt olup olmadığı anlaşılabilir. Eğer göz tümörü varsa erken tespit hayat kurtarıcı olacaktır” dedi.

Çekilen fotoğraflarda var olan renk farkının önem arz ettiğini belirten Dr. Atmaca, konuşmasını şöyle noktaladı:

“Özellikle karanlık bir ortamda flaşla fotoğraf çekildiği zaman, göz bebekleri arasında renk veya kontrast farkı varsa ve bu durum tekrarlanıyorsa, ‘Bir defa çektik acaba ışığın açısı mı etkiledi’, ‘Acaba yansıma mı oldu?’ diye şüphelenebiliriz. Ancak farklı zamanlarda yapılan tüm fotoğraflarda iki göz bebeği arasında fark varsa kesinlikle göz doktoruna gitme konusunda itici bir güç olması lazım. Özellikle yetişkin insanlar gözünde bir problem olup olmadığını hekime ifade edebilir ve anlayabilir. Ama 6 aylık bir bebek şikâyetini söyleyemez ve şikâyetini söyleyecek yaşa geldiği zaman göz tümörü çoktan yer etmiş olabilir. Bu nedenle ailelerin bebeklerini ilk 3 ay içerisinde mutlaka göz doktoruna getirmesini öneriyoruz. Bunun dışında da ailenin fark edebileceği bir diğer önemli belirti, flaşlı fotoğraf çekimi sırasında çocuğun göz bebeğindeki ışık yansıması farkıdır. Bu görüntü ailelere bir uyarı niteliğinde olabilir.”

 

Cilt kuruluğu guatr habercisi olabilir

Cilt kuruluğu guatr habercisi olabilir

Guatr denince genellikle tiroid dokusunun normalden büyük boyutlarda olması anlaşılsa da bu her zaman için geçerli bir durum değildir. Dokunun büyüklüğü yaşa, cinsiyete, alınan iyot miktarlarına göre değişiyor. Hatta toplumlara ve bölgelere göre de tiroid dokusının büyüklüğü farklı olabililiyor.

Tiroid hastalıklarının iyot eksikliğine, ailevi eğilime ve günlük yaşam koşullarından kaynaklanan kişisel özelliklere bağlı ortaya çıkabileceğini söyleyen Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Sarper Işıksel, “İyotlu tuz kullanımı tiroid dokusunun ihtiyaçları için düşünülmüş olup sağlık bakanlığı tarafında iyotlu tuz üretimi ve kullanılması özendirilmiş, yasalarla desteklenmiştir. Herkes iyotlu tuzun faydalı olduğunu bilir ama faydasının ne olduğunu bilmez. Özellikle çocuk yaşlarında mutlaka iyotlu tuz kullanılmalıdır. Tiroid dokusunun hastalıkları demek olan guatr iki grupta incelenir. Birinci grupta iyot eksikliği sonucu ortaya çıkan endemik guatr vardır. Ülkemizde; Karadeniz Bölgesi, Uşak, Ödemiş gibi bölgelerde bazen bütün bir köy ahalisinde görülebilen bu tür guatr vardır. Buralarda toprakta ve sudaki iyot miktarları çok düşüktür ve bu da guatr hastalığına sebep olmaktadır. İkinci grupta sporadik yani nonendemik guatr vardır. Bu tip guatrlarda iyot eksikliği söz konusu değildir” ifadelerini kullandı.

HORMON DÜZEYİNE GÖRE 3 GRUPTA İNCELENİYOR

Guatr hastalığının hormon düzeyine göre üç grupta incelendiğini bildiren Medicana Bahçelievler Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Sarper Işıksel şunları söyledi:

“Tiroid dokusu esas olarak triiyodotironin, tiroksin isimli iki tane hormonu salgılar. Bunlar T3 ve T4 olarak da bilinirler. İşte guatr bu hormon düzeylerine göre üç grupta incelenirler. Birinci grupta normal seviyede T3 ve T4 salgılanan guatrlar bulunur. Normal seviyede hormon salgılayan guatrlar, adı üstünde hastalarda boyunda şişlik dışında hiçbir şikayete sebep olmaz.İkinci grupta fazla hormon salgılayan, yani fazla T3 ve T4 üreten guatr’lar bulunur. Bunlara hipertiroidi denir. Halk arasında “zehirli guatr” olarak bilinir. Ancak tabii ki bu guatr zehirli değildir, sadece yakıştırma bir isimdir. Kanser ile de ilgisi yoktur. Zehirli denmesinin sebebi hastalarda çarpıntı, kilo kaybı, sinirlilik, gözlerde fırlama, ellerde titreme, adet düzensizliği gibi çok çarpıcı hastayı çok rahatsız eden şikayetler vermesidir. Hipertiroidi tedavisi ilaçla ve ameliyatladır. Hastalar ameliyattan önce hormon seviyelerinin normale indirilmesi için uzun süreli bir ilaç tedavisine ihtiyaç duyabilirler. Üçüncü grupta az hormon salgılayan guatrlar bulunur. Az hormon salgılayan guatrlara hipotiroidi denir. Bu hastalarda tiroid hormonları T3 ve T4 seviyeleri düşük bulunur.”

VÜCUT METABOLİZMASINDA YAVAŞLAMA GÖRÜLEBİLİR

Tiroid dokusundan az hormon salgılanan erişkinlerde yorgunluk, halsizlik, kabızlık, yaz günü bile üşüme, çalışma isteğinin kaybolması, saç dökülmesi, tırnak kırılması, cilt kuruluğu olduğunu kaydeden Dr. Sarper Işıksel, “İştah çok azalmıştır ama kilo artışı vardır. Bu kilo artışı vücuttaki su birikmesine bağlıdır. Ses kalınlaşır, ilerleyici bir sağırlık gelişebilir. Hipotiroidi’ nin tedavisi tamamen ilaçlardır. Eksik olan tiroid hormonu ilaç halinde hastaya verilince hasta hızla düzelir ve tamamen normale döner. Bebeklerde ve çocukluk yaşlarında ortaya çıkan hipotiroidi büyüme ve gelişme geriliğine ve hatta zeka geriliğine yol açar, sağırlık ve dilsizlik olabilir. Tedavide geç kalınırsa bebek ve çocuklar düzelmez, hastalık kalıcı olur. Bu yüzden Sağlık Bakanlığının kontrolü altında tüm hastanelerde yeni doğan bebeklere hipotiroidi yönünden zorunlu kan tetkiki yapılmaktadır” şeklinde açıklamada bulundu.

KANSER GÖRÜLME SIKLIĞI ARTIYOR

Tek başına guatr demek çok fazla anlam taşımayacağını ifade eden Dr. Sarper Işıksel şu konulara dikkat çekti:

“Birçok kez dile getirdiğimiz gibi onlarca çeşit guatr vardır. Hepsinin özellikleri, teşhis yöntemleri ve tedavileri farklıdır. Kimileri ilaçla tedavi edilir, bazıları ameliyatla, bazıları radyoaktif maddelerle. Onun için guatr denince hangi tür olduğu mutlaka bilinmeli, bilinmiyorsa araştırılmalıdır. Aynı şekilde, tiroid kanseri demek de çok anlam ifade etmez. Çünkü tiroid kanserinin de birçok  türü vardır. Ve hepsinin tedavisinde farklı yöntemler uygulanır. Ama tüm kanserlerde olduğu gibi tiroid kanserinde de ilk tedavi seçeneği ameliyattır. Ameliyat, kanserde altın standarttır. Günümüzde tiroid ameliyatlarında standart eğilim tüm tiroid dokusunun alınması ve ömür boyu tiroid hormanu kullanılması şeklindedir. Tiroid kanserleri uzun yıllar guatr zannedilirler ve ancak ayrıntılı tetkiklerle veya ameliyatla teşhis edilirler. Bu yüzden guatr’ı olan herkes kanser riski altındadır ve mutlaka doktor kontrolünde olmalıdır.”

Prof. Dr. Dağdeviren: Kalbe 3 boyutlu müdahale hata payını azaltıyor

Prof. Dr. Dağdeviren: Kalbe 3 boyutlu müdahale hata payını azaltıyor

Memorial Ataşehir Hastanesi Kardiyoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Bahadır Dağdeviren, 29 Eylül Dünya Kalp Günü dolayısıyla kalp ameliyatları öncesi yol haritası olan ekokardiyografi görüntüleri ve 3 boyutlu yazıcılar hakkında bilgi verdi. Prof. Dr. Dağdeviren, “Kalp delikleri, kalp kapakçığı rahatsızlığı gibi bazı yapısal hastalıklarda kalbin anatomik detayları hayati önem taşıyor. Eskiden 2 boyutlu fotoğraf üzerinden ancak belirli bir oranda tahmin edilebilen ciddi kalp hastalıkları 3 boyutlu ekokardiyografi sayesinde kesin olarak belirlenebiliyor” dedi.

“KALBİNİZ ARTIK OLDUĞU GİBİ GÖRÜNÜYOR”

Yapısal kalp hastalıklarında kalp anatomisinin detaylı görüntülemesinin tedavi açısından çok önemli olduğunu söyleyen Prof. Dr. Dağdeviren, “Daha önceden bu işlem 2 boyutu alınmış kalp görüntülerin üst üste bindirilerek 3 boyutlu hale getirilen sanal bir görüntü elde edilerek gerçekleştirilmekteydi. Ancak son 5 yılda 3 boyutlu ekokardiyografilerle gerçek zamanlı görüntüler alınabilmektedir. 3 boyutlu ekokardiyografi görüntüleri ve 3 boyutlu yazıcılarla hastanın sadece gerçek kalp görüntüleri değil gerçek kalp maketi de yapılabilmektedir. Bu sayede hesaplanarak ve hiçbir tahmine yer bırakmayarak kalpteki sorunlar maket haline getirilebilmekte ve bu görüntüler ameliyat öncesinde yol haritası olmaktadır” diye konuştu.

YANLIŞLIĞA YER YOK

Prof. Dr. Dağdeviren, “Devrim niteliğindeki bu gelişmelerden sonra ciddi kalp problemlerinin tedavisinde ve ameliyatlarda hata payı azalmaktadır. Örneğin mitral kapağında darlık olan bir hasta için kapağın ne kadar açıldığını veya kapak alanını bilmek gerekmektedir. Bu verilere göre hastaya balon veya ameliyat gibi hangi tedavi yönteminin uygulanacağı belirlenmektedir. 2 boyutlu görüntülemelerde kesiti yanlış alınırsa ameliyat öncesi hesaplamalar yanlış olabilmektedir. Oysa 3 boyutlu ekokardiyografi ile kalbin fotoğrafı değil gerçek görüntüsü elde edilirken; birçok işlem kesin sonuç alınarak gerçekleştirilmektedir. Ayrıca 3 boyutlu ekokardiyografi ile kalpteki deliklerin yeri büyüklükleri gibi veriler net bir şekilde bulunup ölçülebilmektedir” ifadelerini kullandı.

İŞLEMDEN ÖNCE GERÇEK KALP MAKETİ ÜZERİNDE ÇALIŞILIYOR

3 boyutlu ekokardiyografi görüntüleri ve 3 boyutlu yazıcıların yardımı ile hastanın gerçek kalp maketinin plastik, metal veya slikon olarak basılabildiğini aktaran Prof. Dr. Dağdeviren, “Böylece işlemden önce hastanın kalp maketi üzerinde çalışılarak operasyondan önce hangi yöntem ve cihazın kullanılacağı belirlenebilmektedir. 3 boyutlu ekokardiyografi ve 3 boyutlu yazıcılarla elde edilen görüntülerden sadece girişimsel kardiyologlar değil cerrahlar da faydalanmaktadır” dedi.

AMELİYATIN BAŞARI ORANI ARTIYOR

3 boyutlu ekokardiyografi kullanılmadığında mitral kapak kacağı olan bir kişiyi kalp cerrahı ameliyat etmek istediği zaman ameliyat sırasında kapakçığı görebilmek için kalbi durdurmak zorunda kaldıklarını söyleyen Prof. Dr. Bahadır Dağdeviren, “Ancak dinamik bir yapısı olan kalp kapakçığı kalp atarken farklı formlara girip değişebilmektedir. Cerrahın 3 boyutlu ekokardiyografi ile kalp kapakçığını 3 boyutlu görebilmesi ve ameliyatı buna göre planlaması tedavideki başarı oranını da artırmaktadır.  3 boyutlu ekokardiyografi yöntemi ile radyasyonsuz gerçek zamanlı 3 boyutlu gerçek görüntüleri elde etmek ve bu görüntüler üzerinden tahmini değil ölçümlere dayalı gerçek bilgilerin elde edilmesi hem girişimsel kardiyoloji bakımından hem de cerrahi bakımdan tedaviyi kesinleştirmektedir” diye konuştu.

200 gramın altında tüketenler risk altında

200 gramın altında tüketenler risk altında

Kalp sağlığı açısından yeterli beslenme ve fiziksel aktivite önem taşıyor. Kilo verme uğruna yapılan hatalar ise kalp sağlığını olumsuz etkileyebiliyor. 29 Eylül Dünya Kalp Günü öncesi açıklamalarda bulunan Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Kardiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Muzaffer Değertekin, geçtiğimiz günlerde yapılan Avrupa Kardiyoloji Derneği toplantısının ayrıntılarını açıkladı.

25 BİN KİŞİ 10 YIL BOYUNCA TAKİP EDİLDİ

Fransa’nın başkenti Paris’te gerçekleştirilen Avrupa Kardiyoloji Derneği’nin toplantısında önemli gelişmelerin yer aldığını belirten Prof. Dr. Muzaffer Değertekin, şunları söyledi:

“Toplantıda 30 bine yakın meslektaşımız son gelişmeleri değerlendirdi. Son yapılan çalışmalarda yaklaşık 450 bin kişi tarandı. 25 bin kişi ise yaklaşık 10 yıl boyunca takip edildi. Takip sırasında hastalar beslenme alışkanlıkları, karbonhidrat tüketimleri ve yağ oranlarına göre 4 gruba ayrıldı. Çalışma sonunda normal kilosuna ulaştıktan sonra düşük karbonhidratlı diyete devam eden kişilerde kalp hastalığı riskinin yüzde 20 daha fazla olduğu görüldü. Kısa dönem için düşük karbonhidratlı diyet oldukça faydalı ancak bunun 10 yıl boyunca devam etmesi kalp hastalıklarına yol açıyor. Bu çalışma gösteriyor ki ideal kiloya ulaştıktan sonra ısrarla düşük karbonhidrat tüketimine devam etmek kalp hastalığı için her zaman iyi olmayabilir.”

KARBONHİDRAT ORANINI VE SPORU DENGELEYİN

İdeal kiloya ulaştıktan sonra yaşam şeklinin değiştirilmesinin sağlıklı olduğunu ifade eden Prof. Dr. Muzaffer Değertekin, “Yüksek oranlarda karbonhidrat tüketiyorsanız onu kontrol altına almalısınız. Ama karbonhidrat tüketimini çok düşürmemelisiniz. Çalışmalar günlük 200 gramın altına düşülmemesi gerektiğini gösteriyor. Düzenli egzersiz yapmak önemli. Fiziki aktivitelerinizi ne kadar canlı tutarsanız metabolizmanız o kadar hızlanır. Önemli olan kalp hastalıkları risk faktörlerinden korunmaktır. Yani, sigara, doymuş yağ tüketimi ciddi oranda sınırlandırılmalıdır. Bunların dışında egzersiz ve dengeli beslenmeye dikkat etmek gerekir” değerlendirmesinde bulundu.

SIK KİLO ALIP VERMEYE DİKKAT

Obezitenin ciddi bir sağlık sorunu olduğunu ancak şok diyetlerin ve sık kilo alıp vermenin de kalbi olumsuz etkilediğini anlatan Prof. Dr. Muzaffer Değertekin, şu uyarılarda bulundu:

“Obezite, kalp krizi ve düzensiz kalp ritmi açısından ciddi bir sağlık problemi. Obeziteden korunmak gerekiyor ancak bunun yaşam boyu devam etmesi önemli. Çünkü obezite uzun süreli devam ederse ciddi şekilde kalp hastalığı riski artıyor. Ritim problemini artırıyor ve bunlarda daha sonra karşımıza inme olarak geliyor. Özellikle sık ve hızlı biçimde kilo değişimi yaşayan kişilerde kalp ritim bozuklukları ortaya çıkabiliyor. Bu ritim problemi daha sonra inmeye neden oluyor. O nedenle hızlı kilo alıp vermekten kaçınarak düzenli bir kilo verme yöntemi izlenmeli. En önemlisi yaşam boyu obeziteden korunmak. Uzun yıllar boyunca obez iseniz kalp hastalığı riski sizi ciddi oranda etkileyecektir. Şok diyetler bir miktar etkili olsa bile kalp ritminizi olumsuz etkileyerek inme riskine neden olacaktır.”

200 GRAM KARBONHİDRAT NEYE DENK GELİYOR?

Günlük beslenmede yer alması gereken 200 gram karbonhidrat, ekmekten salataya, baldan çorbaya kadar pek çok besini içeriyor. Uzmanlara göre örnek liste ise şu şekilde olmalı:

“6 dilim ekmek, 1 porsiyon sebze yemeği, 1 porsiyon yoğurt, 2 tatlı kaşığı bal, 1 kase çorba, 1 porsiyon soslu makarna, 2 adet galeta.”

“2 kase salata, 1 porsiyon sebze yemeği, 1 kase çorba, 5 dilim ekmek, 2 porsiyon süt ya da yoğurt, 2 porsiyon meyve, 4 yemek kaşığı pilav, 1 adet galeta.”

“2 kase salata, 2 porsiyon sebze, 1 porsiyon çorba, 3 porsiyon meyve, 2 porsiyon süt ya da yoğurt, 4 ince dilim ekmek, 4 yemek kaşığı pilav ya da makarna.”

Ailelere önemli uyarı: Çocuklarınıza depremi anlatın

Ailelere önemli uyarı: Çocuklarınıza depremi anlatın

İstanbul Silivri açıklarında meydana gelen ve Kandilli Rasathanesi’nden alınan verilere göre 5.7 şiddetinde olan deprem sonrası ailelerle birlikte çocuklarda da kaygı durumu ortaya çıktı. Depremi ilk kez yaşayan çocukların bazıları okula gitmekten korkarken bazıları ise ailesinin yanından ayrılmadı. Çocuk Psikoloğu Arzu Yazar deprem sonrası çocuklarda görülen kaygı durumu hakkında ebeveynleri uyardı.

Çocuk Psikoloğu Arzu Yazar, “Öncelikle hayatın bazı gerçeklerini kabul etmek gerekiyor. Bunlardan biri doğal afetler. Çocuklara bu durumu normalleştirerek anlatırsak onlar çok fazla korkmayacaktır. Olaylara anlam kattığımızda ve duygu yüklediğimizde onlar daha fazla korkarlar. Ailenin yüz ifadesi, korkusu çocuğa yansır” diye konuştu.

ÇOCUK KORKU DÜNYASINDA SIKIŞABİLİR

Ailelerin olaya sakin bir şekilde yaklaşması gerektiğini ifade eden Arzu Yazar, “Çocukları günlük hayatı yaşamaya teşvik etmemiz gerekiyor. Çocuğun bir deprem anında ne yapmak gerektiğini bilmesi gerekiyor. Aile, çok basit bir dille çocuğa depremi anlatmalı. Çok duygu yüklememek önemli. ‘Korkunç, felaket, her şey yıkılacak’ demek bizim zihnimizdeki korkular. Çocuk bu korkuları bilmiyor. Çocuklar yetişkinler gibi hemen adapte olamayabilir, korku dünyasının içinde sıkışabilirler. O nedenle onlara bir kaos sunmadan net bir şekilde anlatırsak daha iyi olacaktır” ifadelerini kullandı.

NE ZAMAN UZMAN DESTEĞİ ALINIR?

Korku ve kaygının bulaşıcı olduğuna dikkat çeken Yazar, “Depremi ne kadar saklasak da bir haber bülteninde bile çocuğun karşısına çıkacaktır. Çocuklar bunlara maruz kaldıklarında aileler bunların hayatın bir gerçeği olduğunu belirterek konuşmalıdır. Çocuklarla konuşabildiğimiz her şey normalleştirilmiştir. Normalleştirilen her şey ile baş edilebilir. Korku oluştuğunda ise ebeveyn çocukla konuşmalıdır. Bu somutlaştırılır ve konuşulabilir hale getirilirse aile içinde halledilebilir. Aile desteğine rağmen çocuk hala bir şeylerden korkuyorsa bir uzman desteği daha etkili olacaktır. Çünkü kaygı ve korku bulaşıcıdır. Bazen ufak bir kaygı ve korku giderek büyüyebilir ve benzer şeylere tepki vermesine sebebiyet verebilir” dedi.

BU BELİRTİLERE DİKKAT

Çocuk Psikoloğu Arzu Yazar son olarak çocuklarda görülebilecek korku belirtilerini şöyle sıraladı:

“Çocuk bir yere gitmek istemeyebilir. Okula gitmek istemez, evden ayrılmak istemez, ebeveynlerini sürekli yanlarında ister, yalnız kalmaktan korkar, güvende hissetmek adına ebeveynlerine daha yapışık bir hal alır. Çocuk nerede güvendeyse oraya çekilecektir.”

‘Yaşamsal Satranç’ kitabı beynin sırlarını aralayacak

‘Yaşamsal Satranç’ kitabı beynin sırlarını aralayacak

Yaşamsal Satranç’ı canlıların yaşamlarını sürdürmek, ihtiyaçlarını karşılamak ve hedeflerine ulaşabilmek için zihinsel becerilerini kullandıkları stratejik oyun olarak tanımlayan Prof. Dr. Talat Çiftçi, beynin bölümlerini doğru zamanda ve doğru şekilde kullananların bu oyunda başarılı olduğuna dikkat çekti. İnsanın yaratıcı kimliğini satranç taşlarından vezire, bilge kimliğini kaleye, duygusal kimliğini file, bedensel kimliğini ata ve fizyolojik kimliğini piyona benzeten Prof. Dr. Talat Çiftçi, kitabında insan beynindeki stratejik karar sürecinin ileri düzeyde bilgi işleme gerektirdiğini anlattı.

“SİYASET GELİŞTİRİCİLER DİKKATLE OKUMALI”

Prof. Dr. Talat Çiftçi, insanı farklılaştıran en önemli becerinin ‘Stratejik Yaratıcılık’ olduğu vurgulayarak, “Strateji oluşturma sürecinde gelecekle ilgili beklentileri içeren senaryolar önem kazanır. Profesyonel strateji geliştirme çalışmalarında iyimser ve kötümser beklentiler birlikte değerlendirilir. İki ihtimalde de ayakta kalabilecek strateji oluşturmak başarı şansımızı artıracaktır. Bu bakışla seçenekler kıyaslandığında geleceğe yönelik bir hazırlık yapılması mümkün olur. İnsanı farklılaştıran en önemli beceri stratejik yaratıcılıktır. Bazı insanlar ve toplumların stratejik yaratıcılıkta neden ileri gittiği bu kitapta inceleniyor. Özellikle siyaset geliştiricilerin dikkatle okuması gerekiyor” diye konuştu.

BEYNİN 5 BÖLÜMÜ İNCELENDİ

Kitabında beynin sol ve sağ bölümlerinin işlevlerini ayrıntılı biçimde inceleyen Prof. Dr. Talat Çiftçi, insanı hayvanlardan ayıran en önemli özelliğin, beynin yüzde 80’ini oluşturan Neokorteks olduğunu vurguladı. Prof. Dr. Talat Çiftçi, “Neokorteks, bireyin sosyokültürel birikimine, gelecek vizyonuna, stratejik bakışına, yenilik ve yaratıcılığına ev sahipliği yapar” dedi.

Kitapta beyinle ilgili 5 bölüm, yani Otonom Sistem, Sürüngen Beyni, Memeli Beyni, Sol Beyin ve Sağ Beyinin işlevleri, son bilimsel bulguları ışığında anlatılıyor. Yaşamsal Satranç’ta insanlık tarihine yön veren buluşların nasıl yapıldığı da, beynin çalışma ilkeleri ışığında öyküleniyor.

PROF. DR. TALAT ÇİFTÇİ HAKKINDA

İstanbul Teknik Üniversitesi’nde kimya mühendisliği eğitimi alan Prof. Dr. Talat Çiftçi, bilimsel çalışmalarını daha sonra Amerika Birleşik Devletleri’nde, Rutgers Üniversitesi’nde sürdürdü. Uluslararası yayınlar ve kitaplarda çok sayıda makalesi yayınlanan Prof. Dr. Talat Çiftçi, çeşitli bilimsel projeleri yönetti. Türkiye’ye döndükten sonra özel sektörde görev üstlenen ve biyoteknolojinin Türkiye’deki gelişimine öncülük eden Prof. Dr. Talat Çiftçi, bir dönem boyunca düzenlediği ‘Teknorama Toplantıları’ ile de teknoloji dünyasının önde gelen isimlerini bir araya getirdi. Prof. Dr. Talat Çiftçi, halen Altınbaş Üniversitesi Rektör Yardımcısı olarak görev yapıyor.

Şişme oyun parkları mikrop saçıyor!

Son dönemlerde pek çok AVM’de ve açık alanlarda şişme oyun parkları çocuklu ailelerin sıkça tercih ettiği eğlence alanları arasında. Plastik olduğu için çocukların düşüp kalkmalarında zarar vermeyeceğine inanılan bu oyun parkları aslında, çok farklı bir şekilde çocuğunuza zarar verebiliyor.
Radikal-Rss (RadikalKategori_Sağlık)

BAŞA DÖN