Erdoğan çözüm sürecini bitirdi, HDP’ye dokunulmazlık istedi: 1990’lara dönüş

Erdoğan, HDP’lilerin dokunulmazlıklarının kaldırılmasını isterken AKP, suç duyurusunda bulundu. Ardından Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, HDP hakkında inceleme başlattı. Bütün bu gelişmeler, 21 yıl önce vekilleri Meclis’te yaka paça gözaltına alınan DEP olayını hatırlattı.

7 Haziran’da tek başına iktidar olamayan Saray ve AKP hükümeti, bunun faturasını barajı geçerek hesaplarını bozan HDP’ye kesti. Yaklaşık 3 yıl önce büyük umutlarla başlatılan çözüm sürecine alelacele son veren Cumhurbaşkanı Erdoğan, HDP’lilerin dokunulmazlıklarının kaldırılmasını istedi. Durumdan vazife çıkaran AKP yöneticileri, suç duyurusunda bulundu. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı da inceleme başlattı. Bütün bu gelişmeler, akıllara 2 Mart 1994’te yaşanan DEP olayını getirdi.

2013 yılı başında hayata geçen çözüm süreci, Türkiye’nin 30 yıldır öncelikli sorunu olan terörün sona ermesi ve Kürt sorununun çözülmesi konusunda kamuoyunu umutlandırmıştı. Dönemin başbakanı Tayyip Erdoğan, “Biz çözüm için her yola başvururuz. Baldıran zehri içmekse, biz o baldıran zehrini de içeriz. Yeter ki bu ülkeye huzur gelsin, refah gelsin. Savaş kolay, barış ise zordur. Biz zora talibiz.” açıklamalarıyla, çözüm konusunda ne kadar kararlı olduğunu ortaya koymuştu. Aradan geçen süreçte akil insanlar heyeti oluşturuldu ve tüm Türkiye’de sürecin gerekliliği anlatıldı. Devlet görevlileri ve HDP’nin oluşturduğu İmralı heyeti, sık sık Abdullah Öcalan’la görüşmeler yaparak barış sürecinin nihayete ermesi için çaba sarf etti. 7 Haziran seçimlerinden sadece 3 ay önce Dolmabahçe Sarayı’nda hükümet ve HDP yetkililerince imzalanan mutabakat metni, ertesi gün hükümete yakın gazetelerde ‘Barışa dev adım. Şimdi barış zamanı. Barış baharı’ gibi manşetlerle verildi.

AKP’nin oyları düşünce süreç önce donduruldu, sonra durduruldu

İki yıl boyunca kör topal yürüyen çözüm sürecindeki en büyük kırılma, 28 Şubat’taki Dolmabahçe mutabakatından sonra yaşandı. Dolmabahçe mutabakatından haberdar olduğu ve görüşme devam ederken sık sık telefonla bilgilendirildiği belirtilen Cumhurbaşkanı Erdoğan, 4 gün sonra mutabakatı doğru bulmadığını söyledi. Oysa mutabakat gereği izleme heyetinin kurulmasının ardından İmralı’ya yapılacak ilk ziyarette Öcalan’ın PKK’ya ‘silahsızlanma kongresi’ yapma çağrısında bulunması ve PKK’nın nihai olarak silahları bırakmaya karar vermesi bekleniyordu. Erdoğan, yaptığı açıklamayla süreci rafa kaldırırken, seçim öncesinde AKP’ye destek vermek için çıktığı meydanlarda da sık sık HDP’yi hedef aldı. 28 Nisan’da, çözüm sürecinde karşılıklı kurulmuş bir masa olmadığını, Kürt sorunu vardır diyenin ayrımcılık yaptığını öne sürdü. Dün ise sürecin bittiğini, HDP’lilerin de dokunulmazlıklarının kaldırılıp yargılanmaları gerektiğini belirtti.

AKP suç duyurusunda bulundu, Başsavcı HDP hakkında inceleme başlattı

Seçim sonrasında bir yandan koalisyon hükümetinin nasıl kurulacağı tartışılırken, diğer yandan hükümete yakın medyanın HDP aleyhine yürüttüğü yayınlar dikkat çekti. Suruç’ta HDP’ye yakın gençlere yönelik saldırı sonrasında yaşananlar ise siyasi tartışmaları gölgede bırakıp 1990’lı yılların karanlık olaylarını yeniden gündeme getirdi. PKK kaynaklı saldırılar ve gelen şehit haberleri üzerine TSK üç yıl aradan sonra ilk kez terör örgütüne yönelik hava operasyonlarına başladı. AKP sözcüleri ve yandaş medya yazarları, HDP’nin terör destekçisi olduğunu ve gerekenin yapılması gerektiği çağrıları yapmaya başladı. Gerekenin ne olduğunu ise ilk kez MHP lideri Devlet Bahçeli telaffuz etti. Bahçeli “Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, Kandil siyasetçileri hakkında hukuku çalıştırmalıdır.” diyerek bu partinin kapatılması gerektiğini savundu. Ardından AKP’nin hukukçu isimlerinden Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Şentop, HDP’nin teröre desteği sebebiyle kapatılabileceğini söyledi. Genel Başkan Yardımcısı Abdülhamit Gül de dün HDP’li vekiller hakkında suç duyurusunda bulundu. Bütün bu gelişmelerin ardından yandaş medya sitelerinde çıkan haberlerde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın ‘suça teşvik’ten HDP hakkında inceleme başlattığı belirtildi.

DEP’li vekiller, Meclis kapısında yaka paça gözaltına alındı

Sosyaldemokrat Halkçı Parti (SHP) çatısı altında seçimlere giren Halkın Emek Partisi (HEP) mensubu 22 milletvekili, 6 Kasım 1991’deki yemin töreninde sarı-kırmızı-yeşil renklerle kürsüye geldi ve Kürtçe yemin etmek istedi. Hatip Dicle, kürsüde, “Bu metni, Anayasa baskısıyla okuyoruz.” dedi. Ardından Leyla Zana yemin metnini okuduktan sonra zafer işareti yapıp Kürtçe slogan attı. Bu olayın akabinde Meclis karıştı. İlerleyen günlerde HEP hakkında kapatma davası açıldı. Dönemin SHP Genel Başkanı Erdal İnönü, Zana ile Dicle’nin istifasını istedi. Zana, Dicle ve beraberindeki 14 kişi SHP’den istifa etti. Bu isimler, kapatılan HEP’in yerine kurulan Demokrasi Partisi’ne (DEP) katıldı. 2 Mart 1994’te Meclis oturumunda, 6 DEP’li Leyla Zana, Hatip Dicle, Orhan Doğan, Ahmet Türk, Sırrı Sakık ve Selim Sadak ile bağımsız milletvekili Mahmut Alınak’ın dokunulmazlıkları kaldırıldı. Dicle ve Doğan aynı gün yaka paça gözaltına alındılar. Meclis’ten çıkmayarak durumu protesto eden diğer vekiller de bir süre sonra gözaltına alındılar ve tutuklandılar. Bu isimler, vatan hainliği suçlamasıyla hapse atıldı.

Leyla Zana, Hatip Dicle, Orhan Doğan ve Selim Sadak 10 yıl cezaevinde kaldıktan sonra 2004 yılında AİHM’nin yeniden yargılama kararının ardından yeniden yargılanmış ve tahliye edilmişlerdi. DEP sürecinin tekrar yaşanması halinde, bir anlamda 1990’lı yıllara da dönülmüş olacak.

ZAMAN-POLİTİKA

Çözüm sürecini neredeyse bitirdi: Dolmabahçe mutabakatı diye bir şey yok!

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bayram namazını Ataşehir’de bulunan Mimar Sinan Camii’nde kıldı. Namaz sonrası çözüm süreciyle ilgili önemli açıklamalarda bulundu.

Dolmabahçe mutabakatı diye bir şeyin de olmadığını söyledi. “PKK’yla organik bağımız yok.” diyen HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’a yüklendi. Erdoğan, “Organik bağın olmayacak tabii ama inorganik bağınızın olduğu ortada. İnorganik bağınızın olduğunu biz bütün istihbari bilgilerle biliyoruz.” dedi.

“Demirtaş’ın silah bırakma çağrısı oldu. AK Parti ve HDP arasındaki koalisyon görüşmelerinde Dolmabahçe mutabakatının da gündeme geldiğini biliyoruz. Çözüm sürecinin geldiği noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorusunu ise şu sözlerle cevapladı: “Dolmabahçe mutabakatı ifadesini asla kabul etmiyorum. O, bir mutabakat toplantısı olamaz. Çünkü ortada bir hükümet vardır. Öbür tarafta grubu olan bir siyasi parti var. Burada neyin mutabakatını, kimle, niçin sağlıyorsunuz? Burada ülkemizin geleceğine yönelik atılacak adımsa, bu mutabakatın yeri Parlamento’dur. Yoksa bölücü terör örgütüne sırtını dayamış olanlarla bir mutabakat asla yapılamaz. Bir taraftan sırtını oraya dayayacaksın, bir taraftan ‘biz değil Öcalan çözer’ diyeceksin. O zaman senin milletvekillerinin oraya gitmesinin ne anlamı var? 6-7 Ekim olaylarında çağrıyı yapanlar ortada. Ondan sonra eline saz ver, cici çocuk diye çıkar meydanda göster.”

Selahattin Demirtaş, Dolmabahçe görüşmesinin Erdoğan’ın bilgisi ve onayı dahilinde gerçekleştiğini söylemişti. Demirtaş, “Orada kimin kiminle oturacağı bilgisi bile verildi.” demişti.

‘CUMHURBAŞKANI GELECEK’ DİYE CİHAN EKİBİNİ CAMİYE SOKMADILAR

Bu arada, bayram namazı için Mimar Sinan Camii’ne gelen Erdoğan’ı takip eden Cihan ekibine akreditasyon uygulandı. Sabah 06.00’da camide basın mensupları için ayrılan bölümde yerini alan Cihan muhabiri Fatih Yılmaz ve kameraman Resul Yönet, Cumhurbaşkanlığı yetkilileri tarafından alandan ayrılması konusunda uyarıldı. Muhabirin, “Bayram günü de mi akreditasyon uygulayacaksınız!” tepkisi üzerine Cumhurbaşkanlığı yetkilisi, “Her zaman!” cevabını verdi. Camiye de alınmayan Cihan ekibi, bayram namazı da kılamamış oldu. ANKARA Cihan, DHA

ZAMAN-POLİTİKA

BAŞA DÖN