Gazeteci ve aydınlar, 7 Haziran’ı değerlendirdi: Toplum rahatladı, kalıcı güvence istiyor

7 Haziran 2015 genel seçimlerinin ardından ülkenin üzerine karabasan gibi çöken karamsar tablo yerini pozitif bir havaya bıraktı.

Halkın sandıkta verdiği mesaj, gazeteci tutuklatma, internet yasakları gibi uygulamalarla ortadan kaldırılmak istenen ifade özgürlüğü ve basın özgürlüğü başta olmak üzere özgürlüklerin zaferi olarak değerlendiriliyor. Gazeteciler ve aydınlar, 7 Haziran seçimlerinin sonuçlarını şöyle özetledi: “Seçim sonuçları tek adamlık hayalinin sonu oldu. Halk bütün antidemokratik tavırlara, söylemlere, kararlara, çıkarılmış kanunlara, hukuka aykırı her şeye ‘dur’ dedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın otoriter tavrını reddetti. Anayasa ihlallerini reddetti. Toplum rahatladı. Bu sadece rahatlama ile kalmaz her türlü anayasal değişiklikler ile özgürlükler bir daha seçim öncesindeki gibi geri alınmayacak şekilde güvene kavuşturulur. Bugün artık acaba sabah kapımıza polis uyduruk bir gerekçe ile bizi alır götürür, 6 ay tutar sonra bırakır veya uyduruk belgelerle gerekçelerle hayatımızı karartır mı diye korkmuyoruz. Kısmen büyük ölçüde bir rahatlama söz konusu. Hem fikir özgürlüğü konusunda hem siyasetteki baskıcı rejimin daha rahat işler hale gelmesinde.”

Gazeteci yazar-Oktay Ekşi: Halk antidemokratik tavırlara ‘dur’ dedi

Halk, bütün antidemokratik tavırlara, söylemlere kararlara, çıkarılmış kanunlara, hukuka aykırı her şeye ‘dur’ dedi. Ama bu ‘dur’ mesajını şu ana kadar ülkeyi yönetenler aldı mı almadı mı henüz bilmiyoruz. Onu eğer almadılarsa öğrenecekleri gün de yakındır. Televizyon programlarında, gazetelerde bir psikolojik rahatlama belirtisi var. Çünkü Adalet ve Kalkınma Partisi’nin iktidarı tek başına sahiplenemeyeceği gerçeği ortaya çıkınca sanıyorum kendi parti kadrolarında da bir rahatlama oldu. Yani baskıcı rejim sadece Adalet ve Kalkınma Partisi’nin dışında değil içinde de pek çok kişiyi rahatsız eden bir gerçek idi. Bu nedenle öyle zannediyorum ki özellikle, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın tutumundan, söylemlerinden, izlediği politikalardan ve koyduğu tavırlardan kaynaklanan ‘baskıcı ve hukuka aykırı gidişat’ sona erdi diye memnun olanların pek çoğu sadece Adalet ve Kalkınma Partisi dışarısından değil partinin içinden. O nedenle göreceli bir psikolojik rahatlama süreci yaşadığımızı düşünüyorum. Ama tabii kurulacak hükümet ve o hükümetin izleyeceği politikalar bu konuda daha net konuşma imkanı verir diye düşünüyorum.

P24 kurucusu Yavuz Baydar: Medya bağımsızlığı konusunda cesaretlendirici bir ortam yeşerdi

Medya camiasında sıkıntılı gerilim dolu bir hava vardı. Seçim sonucu ortaya çıkan dörtlü parlamento tablosu bir rahatlama havası yarattı. Bir anlamda medya özgürlükleri ve bağımsızlığı konusunda, habercilik konusunda, cesaretlendirici, teşvik edici bir ortam hafiften yeşerdi gibi. Ama tam anlamıyla değil, hâlâ gerginlik devam ediyor. Ortada çok ciddi şekilde çözüm bekleyen bir dizi kısıtlayıcı yasa var. MİT yasası içinde medyayla ilgili olan kısımlar çok ciddi problem teşkil ediyor. Aynı zamanda internet yasası bir tehdit teşkil ediyor. Her ne kadar yasayla belirlenmiş olmasa bile TRT ve Anadolu Ajansı çevresindeki fiili durum sadece facia kelimesiyle tarif edilebilir. Çünkü tamamen partizanlaştırılmış ve seçim kampanyasında iktidarın ve Cumhurbaşkanı’nın emrine verilmiş bir devlet yayıncılığı söz konusu. Hâlâ sosyal medyada gözaltılar, tehditler, nefret söylemi devam ediyor. Mehmet Baransu’nun ve Hidayet Karaca’nın hiçbir iddianame dahi ortaya konmadan hapiste tutuluyor olması durumun vahametini gösteriyor.

Yeniçağ Gazetesi Ankara Temsilcisi Ahmet Takan: Polis sabah alır korkusu üzerimizden kalktı

Tayyip Erdoğan’ın oluşturmak istediği adına ister Baas rejimi deyin, ister Çavuşesku rejimi deyin bu tip bir rejime Türk milleti ‘dur’ dedi. Tayyip Erdoğan’ın yürüttüğü başkanlık sistemi kamuflaşlı otoriter, baskıcı rejimi, sistemi Türk milleti toprağa gömdü. Kısmen ülkede bir rahatlama olduğu kesin. Bugün artık acaba sabah kapımıza gelen polis uyduruk bir gerekçe ile bizi alır götürür, 6 ay tutar sonra bırakır veya uyduruk belgelerle gerekçelerle hayatımızı karartır mı diye korkmuyoruz. Bugün siyasi partilere bile cesaret gelmiş durumda. Liderler daha özgür daha cesaretli konuşuyorlar. Herkes kırmızı çizgilerini, beyaz çizgilerini ne renk koyarsanız koyun rahatça ifade etmeye başladı. Bunlar önemli ancak daha temkinli, daha akıllı gitmemiz gerekiyor. Çünkü ben Recep Tayyip Erdoğan’ın asıl hedeflerinden ve stratejilerinden vazgeçtiğini düşünmüyorum.

Yeni Asya Genel Yayın Yönetmeni Kâzım Güleçyüz: Yaşanan rahatlığın kalıcı güvencelere bağlanması lazım

Seçim öncesinde ifade özgürlüğü gibi konularda gidişat vahimdi. Baskı ve müdahale ortamının çok yoğunlaştığı bir noktaya gidiyordu. Seçim sonuçları bir anlamda gidişatı da biraz frenlemiş oldu ama sadece bu psikolojik rahatlama ile yetinmemek lazım. Muhakkak bu fren etkisi önemli ama daha önemli olan bunun geçici bir durum olmaktan çıkıp, bu hak ve özgürlükleri çok sağlam güvencelere bağlayacak bir toplumsal bilinçlenme bu eksende bir yapısal düzenleme, reform, demokratikleşme hamlesi şeklinde bir yapısal çerçeveye oturtturulması lazım. Aksi halde her zaman için bu müdahalelerin önü açık, sistem ona imkân veren bir sistem. Hâlâ darbe anayasası ile yönetiliyoruz. Bunun ürettiği bir sistem söz konusu ve bu tarz müdahalelere karşı demokratik fren mekanizmaları arzu edilen ölçüde yok.

Hürriyet Gazetesi yazarı Şükrü Küçükşahin: Halk ‘artık yorulduk, özgürlük istiyoruz’ dedi

Halk Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın otoriter tavrını reddetti. Yolsuzluklar ya da yalanlar konusunda duyarsız olmadığını gösterdi. Türkiye’de Tayyip Erdoğan yorgunluğu yaşandı. Bu yorgunluğu artık atlatabilmek için Erdoğan’ın da bu mesajı almasını istedi. Burada öncelikle görevi AKP’ye vermiş oluyor. Oyunu azaltarak “Cumhurbaşkanı ile mesafenizi anayasal sınırlar içine çekin.” dedi. Otoriter yönetime hayır demesi, özgürlük demektir. Seçmen bu konuda tavrını çok net koymuştur. Artık yorulduk özgürlük istiyoruz demiştir.

Zaman Gazetesi yazarı Ahmet Turan Alkan: Yeni hükümetin ilk görevi hukuk devletini tesis etmek

Seçimlerden sonra insanların yüzüne şüphesiz bir iyimserlik ve gülümseme geldi. Ancak bu nispi bir iyileşme. Yeni hükümetin ilk görevi Türkiye’de hukuk devletin bütün kurumlarıyla yeniden tesis edilmesi olacak. Ben hâlâ özellikle hükümet aleyhine görüş belirtecek kişilerin çok etkili bir mahalle baskısından çekindikleri kanaatindeyim.

Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç: Halk, haber alma hakkına yönelik ihlallere tepki gösterdi

Bu seçim parlamenter sisteminin devam etmesi ve yüzde 10 barajının kalkması gerektiğine dair, uyarı niteliğindeydi. 2014’ü ‘zor yıl’ diye tanımlarken, 2015’te ifade özgürlüğü daha da kısıtlandı. Halk, haber alma hakkına yönelik tüm ihlallere sandığa giderek tepki gösterdi. Bütün özgürlüklere ve barışçı olmayan duruma oylarıyla karşı koydu. Bundan sonra basına yönelik baskıcı tavırlar koyulup koyulmayacağını, seçimlerin nasıl okunduğuna ve ortaya konulacak hükümet modeline bağlı.

Medya Etik Konseyi Başkanı Halit Esendir: Halk ‘ben yaptım oldu’ mantığını reddetti

Seçim sonuçlarıyla Türk milleti yine ince ayarlar yaptı herkese. Kaybeden AK Parti oldu. Dik tavırları, antidemokratik uygulamaları, ‘ben yaptım oldu, kanunu sonra ayarlarız’ mantığını halk reddetti. Yolsuzluklara hayır dedi. Ama tamamen de AK Parti’yi silmedi. Bir şans verdi. Tek bir ağızdan çıkan sözle karar hâkimlerin hapse atıldığı bir ülkede bunun bundan sonra pek olamayacağı görülüyor.

Çağdaş Gazeteciler Derneği Başkanı Ahmet Abakay: Basın üzerindeki ağır baskı devam ediyor

Toplum rahatladı. Ama cezaevinde hâlâ 22 gazeteci var. Can Dündar gazetede haber yaptığı için Cumhurbaşkanı, hakkında ömür boyu hapis istiyor, eskiden olsa idam olacaktı. Bir gazeteciye bunu yapan bir anlayış hâlâ ülkede var. Yargı hâlâ iktidarın elinde. HSYK, Anayasa Mahkemesi hâlâ iktidarın denetiminde. Mücadelemiz bu anlamda devam ediyor, edecektir.

Akademisyen gazeteci Sedat Laçiner: Toplumsal rahatlama oldu, yasalar duruyor

Toplumsal rahatlama oldu ama hükümet değişmedi, yasalar duruyor, eski uygulamalar sürüyor. İş dünyasında, medya camiasında bir rahatlama oldu ama seçim sonuçlarının nereye evirileceği tedirgin ediyor. Bu tedirginlikte Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AKP’nin payı var. ‘Yeniden seçime gitsek acaba 3 partili meclis çıkar mı?’ düşüncesi, şeytanın bir vesvesesi gibi AKP’lilerin zihninde dönüyor. Seçimin ülke ve halk üzerinde bir maliyeti var. Seçim, ekonomi geri dönüşü olmayacak zararlar verebilir. Koalisyon hükümeti muhakkak kurulmalıdır. Koalisyon denenmeden seçim istemek sorumsuzluktur. Halk bunu cezalandırabilir.

Gazeteci Murat Aksoy: Rahatlama ekrana da yansıdı

Seçim sonuçları bir anlamda tek adamlığın yaratacağı baskı ve otoriteye ‘dur’ dediği için bunun en somut yansıması medyada oldu. Medya organları daha farklı insanlara, daha önce davet etmedikleri isimlere ekranlarını açmaya başladılar. Bu da ifade ve basın özgürlüğü üzerindeki baskıyı bir nebze olsun hafiflediğini gösteriyor. Bunun ben çok olumlu bir gelişme olduğunu düşünüyorum.

Cumhuriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Erdem Gül: Ülkede pozitif bir hava söz konusu

Hükümet de yenisi kurulana kadar aynı hükümet ama hava değişti. Çünkü 13 yıldır iktidar olan ve son yıllarda gitgide kendisinden olmayan herkese rahat nefes alma olanağı sağlamayan otoriterleşme eğilimindeki bir iktidar partisinin gücü seçimde azaltılmış oldu. Medya dünyasında bir rahatlama söz konusu. Bu sadece bir hava ile kalmaz her türlü anayasal değişiklikler ile özgürlükler bir daha seçim öncesindeki gibi geri alınmayacak şekilde güvene kavuşturulur.

ZAMAN-POLİTİKA

Devlet, inanç farklılıklarını güvence altına almalı

Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı Abant Platformu tarafından düzenlenen ‘Aleviler ve Sünniler: Barışı ve Geleceği Birlikte Aramak’ başlıklı toplantı dün sona erdi.3 gün süren ve yaklaşık 150 gazeteci, yazar ve akademisyenin katıldığı toplantıların sonuç bildirisi açıklandı. 11 maddelik bildiride, siyasî ve ideolojik tartışmaların inanç zeminine taşınmasının yanlış olduğu vurgulandı. Sünni ve Alevilerin geleceği birlikte inşa etmelerinin önündeki en temel engelin, geçmişte yaşanan çatışmalardan kaynaklanan travma olduğuna dikkat çekildi. Dinî sorunlarda endişe verici, dışlayıcı bir dilin kullanıldığı belirtildi. Devletin, birey ve toplumlar arasındaki inanç ve ibadet farklılıklarını anayasal eşitlik temelinde güvence altına alması gerektiği kaydedildi. “Cemevlerinin ibadethane statüsü, dinî bir mesele olmanın ötesinde toplumsal bir öznellik talebi olarak ele alınmalı ve karşılanmalı.” ifadeleri kullanıldı. Örgün eğitimde, Alevilik ile diğer inançlara da yer verilmesi gerektiğinin altı çizildi. Bildiride, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın statüsü konusunda farklı öneriler sunuldu. Bunlar arasında Diyanet’in tamamen bağımsız vakıf statüsüne kavuşturulması teklifi de yer alıyor.Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı Abant Platformu’nun 30’uncu toplantısı 3 gün sürdü. Yaklaşık 150 aydının görüşleriyle renk kattığı toplantının ardından hazırlanan sonuç bildirgesinde önemli mesajlar verildi. 11 maddelik sonuç bildirgesi şöyle:Alevilerin ve Sünnilerin barışı ve geleceği birlikte inşa etmelerinin önündeki en temel engel geçmişte yaşanan çatışmalı tarihin yarattığı psiko-sosyal kolektif travmadır. Travmatik tarih güncel sorunları çözmede engel oluşturmaktadır. Tarih araştırmaları, ortak travmatik geçmişin daha iyi anlaşılmasına katkı sağlayacaktır.Ülkemizde de mevcut olan ve yakın coğrafyada yaşanmakta olan dini sorunlarda endişe verici boyutlarda dışlayıcı bir dil hâkimdir. Mezhepler üzerinden, mezhepçi bir dile savrulmamak gereklidir. Bu çatışmaların ülkemizdeki sorunları daha da ağırlaştıran bir potansiyel taşıdığı gözden kaçırılmamalıdır.Siyasi ve ideolojik tartışmaların inanç zeminine taşınması yanlıştır. Kimse kimsenin inancını onun adına tanımlamamalıdır. Hiçbir inanç grubu diğerini kendisine benzetmeye çalışmamalıdır. Devlet inançları düzenleyemez, ne olması gerektiğini belirleyemez. Din ve inanç gruplarına hak öznesi olarak 1966 ikiz sözleşmeler ve Venedik Komisyonu prensipleri gereğince tüzel kişilikleri verilmelidir.Devlet, birey ve toplulukların inanç-ibadet farklılıklarını-hürriyetlerini anayasal eşitlik temelinde hem hukuki hem fiili güvence altına almalı ve siyasal aktörler buna saygı göstermelidir. Hak ve eşitlik, bireyin özgürlüğü içinden değerlendirilmelidir.Farklılıklarımız zenginliğimizdir. Ancak, bu farklılıklara dayalı kutuplaşmalar, her seviyede demokratikleşme çabalarına zarar vermektedir. Ötekini anlamaya ve anlatmaya çalışmak, böylece, sadece kendi inanç kimliğimizi savunmanın ve dışa vurmanın ötesine geçmek, kutuplaşmayı azaltır.Geçtiğimiz yıllarda çalıştayların yapılmış olması Alevi camiasında ciddi bir umut doğurmuş, ancak toplantılarda dile getirilen ve ortaklaşa alınan taleplerin hayata geçirilememesi ise ciddi bir hayal kırıklığına yol açmıştır.Siyasal karar alıcılar, cemevlerinin ibadethane statüsünü dini bir mesele olmanın ötesinde toplumsal bir öznellik talebi olarak ele almalı ve bu talepleri acilen yasal düzenleme ile karşılamalıdır.Din kültürü ve ahlak bilgisi dersi anayasal zorunluluk olmaktan çıkarılmalıdır. Örgün eğitimde, bu derse ilişkin yeniden yapılandırmaya yönelik olarak nesnel ve çoğulcu bir anlayışla, Alevilikle birlikte diğer inançlara yeterince yer verilmelidir. Aleviliğin ve diğer inançların eğitime konu edildiği din dersleri seçmeli olmalıdır.Din hizmetlerinde ayrımcılık yapıldığı algısını önleme yolunda Diyanet İşleri Başkanlığı ile ilgili şu öneriler toplantıda dile getirilmiştir: a) Diyanet tamamen bağımsız vakıf statüsünde olmalı, diğer inanç grupları da devlet katkısı ile aynı şekilde vakıflar kurabilmelidir. b) Diyanet tamamen özerk statüde olmalı, isteğe bağlı inanç vergisi ile finanse edilmelidir. Farklı inanç grupları için de benzer özerk kurumlar kurulabilmelidir. c) Diyanet’in mevcut durumu devam etmeli, diğer inanç gruplarına da hizmet verilmelidir. d) Bu konu tamamen sivil topluma bırakılmalıdır.Alevilerin ve Sünnilerin ortak sorunları ancak adalet ve hakkaniyet kavramları merkeze alınarak çözülebilir. Alevilerin ve diğer inanç gruplarının el konulmuş olan inanç ve ibadet merkezleri ve kurumları iade edilmelidir.Alevilerin kamuda yaşamakta oldukları ayrımcılık sorunları çözüme kavuşturularak kendilerini güven içinde hissetmeleri sağlanmalıdır.İmam Ali Rıza Güvenkaya (ortada), Ordu’da görev yaptığı cami-cemevinde yaşadıklarına ilişkin örnekler verdi.‘Cami-cemevinde ne Sünni Alevi oldu ne de Alevi Sünni’Fatsa’daki Hz. Ali Camii ve Cemevi imamı Ali Rıza Güvenkaya, kendi yaşadıklarından çarpıcı örnekler verdi. Sekiz yıldır Fatsa’da imam hatiplik yaptığını belirten Güvenkaya, şöyle konuştu: “Cemaate bakıldığında yarısı Sünni yarısı Alevi. Sünni kesim oraya daha sonra yerleşti. İki toplum bir arada yaşamaya başladı. İlahiyat mezunu emekli bir imam da benim arkamda namaza duruyor ama “Alevi bir imam, benim namazım kabul olmaz.” demiyor. Biz, cami-cemevimizde bulunan aş evinde hep birlikte lokma yapabiliyoruz. Ben aynı zamanda cem ibadetlerine de katılıyorum. Orada Kur’an-ı Kerim okuyorum. Burada ne bir Sünni Alevi oldu ne de bir Alevi Sünnileşti. Herkes istediği gibi ibadetini yapıyor.”İnanç gruplarının gasp edilmiş hakları iade edilsinProf. Dr. Ferhat Kentel: Biz de zaman içinde devletin vatandaşına baktığı gibi bakmaya başladık bu sorunlara ve Alevilere. Aldığımız eğitim formasyonu ırkçılık üzerine kurulu. Farklı kimlikler üzerinden nasıl bir arada yaşanacağını öğrenmemiz gerekiyor. Yurttaşlık lafını sıkça kullanmamıza rağmen bunun içinin doldurulmadığını görüyoruz. Yurttaşlık haklarının yeniden tanımlanması gerekiyor. Biz bu memleketin yurttaşlarıyız, eşit yurttaşlık haklarına sahip olmalıyız. Devlet de bunu sağlamalı.Prof. Dr. Anwar Alam: Türkiye’deki Alevilik sorununun sebebinin devlet olduğunu düşünüyorum. Sünni ve Alevi vatandaşlar arasında bir problemin olmadığı görüşündeyim. Devlet, bu konuda kendi vatandaşlarına sağlaması gereken temel hak ve özgürlükler konusunda cimri davranıyor. Temel hak ve özgürlükler konusunda sıkıntılar aşılabilirse sorun kendiliğinden çözülecektir. Devletin bu konuda adım atması gerekiyor.Alevi Vakıfları Federasyonu Başkanı Doğan Bermek: Ülkemizdeki bütün inanç grupları geleceği hep birlikte aramalı. Türkiye’de yaşayan tüm inançların bileşeniyiz, bu yüzden birlikte çözüm yolu aranmalı. İnsan hakları ihlaline neden olmadan yol almalıyız. Ortak bir dil ile barışın üzerine hep birlikte gitmenin çarelerini aramalıyız. Bizim istediğimiz inanç gruplarının gasp edilmiş haklarının iade edilmesi.Prof. Osman Eğri: Hz. Muhammed’in (sas) anlayışında kâfir de olsa, inanmayan da olsa onu azarlamak yoktur. ‘Allah sizlerin renklerine cisimlerine bakmaz. Allah sizlerin kalplerinize bakar.’ düsturuyla hareket etmeliyiz. Cami, cemevi, dede, hoca hepsi de bizim. Eğer Sünni vatandaşlarımız, Alevileri yanlarına alırlarsa, hep birlikte el ele verirlerse o elin üstünde Hakk’ın eli olacak.Cihan Genel Yayın Müdürü Abdülhamit Bilici: Türkiye’de Kürtlerin sorunlarının muhatabı Türkler değil. Alevilerin sorunlarının muhatapları da Sünniler değil. Alevilerin muhatabı devletin vesayetçi kimliğidir, devletin demokrasi zaafıdır. Mezhepçilik bölgemiz ve Türkiye adına büyük bir handikap.Yazar Mümtaz’er Türköne: Sanıyorum buradaki herkesin ortak görüşü, inanç meselelerini mümkün olduğunca siyasetin uzağına taşımak. Ve siyasetin inanç farklılıklarına müdahale etmesini, onları etkilemesini engellemek. Ne kadar siyasetin dışına çıkılırsa, bu sorun o kadar çok çabuk bir şekilde çözülebilir. Mezhep çatışmalarını önleme konusunda ortak bir bilincin oluşturulması gerekiyor.Yazar Ümit Fırat: Muhafazakar sağ partilerde geçmişte Aleviler vardı. 1960’lı 1970’li yıllarda Aleviler vardı. Fakat bu muhafazakar partiler, Alevi kesimlere çok eşitlikçi davranmadı. Alevi siyasetçiler buradan dışlanarak CHP’yi desteklemeye başladılar.
ZAMAN :: Gündem

Mustafa Balbay kararı toplumun farklı kesimleri için de güvence

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Anayasa Mahkemesi’nin, Mustafa Balbay ve Mehmet Haberal’ın ‘uzun tutukluluk süresi’ nedeniyle yaptığı itirazı kabul etmesini ‘olumlu’ karşıladı. Kararı hukukun üstünlüğü açısından önemli bulduğunu ifade eden Cumhurbaşkanı, “Toplumun farklı kesimleri açısından da güvence olarak görüyorum.” dedi.Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, il ziyaretleri kapsamında dün Kilis’teydi. Cumhurbaşkanı Gül ve eşi Hayrünnisa Gül, yoğun bir ilgiyle karşılandı. Gül, valilikte halka hitaben yaptığı konuşmada, Kilis’te bulunmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirerek, il olduktan sonra Kilis’i ziyaret eden ilk cumhurbaşkanı olmaktan dolayı da ayrıca mutluluk duyduğunu belirtti. Cumhurbaşkanı, Kilis’in olağanüstü bir dönemden geçtiğini ve nüfusu kadar misafiri ağırladığını kaydederek, “İslam tarihine baktığımızda, Ensar ile Muhacir arasındaki ilişkiyi hatırlıyorum. Bu gerçekten çok asil bir davranış. Bundan dolayı bütün Kilisli vatandaşlarıma hem devletimiz, hem bütün Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları adına teşekkürlerimi, şükranlarımı sunmak istiyorum. Çünkü nüfusunuz kadar misafiriniz var.” dedi. Birlik ve beraberliğin önemine vurgu yaparak, “Suriye’de yöneticiler halka hesap vermediği ve şeffaf olmadığı için bugün ateş içinde. Birbirimizin kıymetini bilelim.’’ diye konuştu.Kilis Valiliği’nde gazetecilerin sorularını da cevaplayan Cumhur-başkanı’na ilk olarak Anayasa Mahkemesi’nin, ‘uzun tutukluluk süreleri’ ile ilgili kararı soruldu. İncelenen dosyanın, toplumun farklı bakış açılarının olduğu bir dosya olduğunu ifade eden Gül, “Ayrıca, dünkü (önceki gün) karar, siyaset, dünya görüşü, ideoloji, bir sürü sübjektif kanaatlerin çok karıştığı bir dosyadır. Anayasa Mahkemesi’nin oybirliğiyle karar vermesini çok daha önemli görüyorum. Ümit ederim ki bu da iyi anlaşılır. Bunu, Türkiye’de hukukun üstünlüğünün, evrensel hukuk standartlarının geçerliliği açısından da çok önemli buluyorum. Bunu bir güvence olarak da görüyorum. Türkiye dışında da çok dikkatli bir şekilde izleneceği kanaatindeyim.” değerlendirmesini yaptı. Gül’e yöneltilen bir başka soru ise Taraf gazetesinde yer alan 2004 yılına ait Milli Güvenlik Kurulu kararı ve Türkiye’de birçok cemaatle ilgili fişleme belgeleriydi. Gül, “Bu konularla ilgili bir cumhurbaşkanı olarak bir şey söylemek istemiyorum. Türkiye açık bir toplum. Herkes düşüncesini, gördüğünü, yorumunu yazıyor.” ifadelerini kullandı.Cumhurbaşkanı Gül ve eşi Hayrünnisa Gül, valilikteki programın ardından Suriyeli sığınmacıların kaldığı Elbeyli Konaklama Merkezi’ni (konteyner kent) ziyaret etti. Burada bir konuşma yapan Cumhurbaşkanı, “Biz aynı coğrafyanın çocuklarıyız” dedi. Suriye yönetimini defalarca uyardıklarını hatırlatan Cumhurbaşkanı, “Fakat onlar sizin üzerinize tankla, topla, füzeyle geldiler” ifadelerini kullandı. Dostluğun zor günlerde belli olduğunu kaydeden Gül, Türkiye’nin de Suriyeli lere kucak açtığını vurguladı. Ziyaret boyunca Kobra tipi helikopterler güvenlik uçuşu gerçekleştirdi. Gül, temaslarını bugün de Gaziantep’te sürdürecek.
ZAMAN :: Politika

BAŞA DÖN