TÜRK NEDİR? TÜRK KİMDİR? TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ NE DEMEKTİR?

Fahrettin ÖZTOPRAK

Hüseyin Nihal Atsız bir Türktür ve Türkçüdür. Hatta Turancıdır da. Ziya Gökalp, Yusuf Akçura ve Mehmet Emin Yurdakul’un fikirleri doğrultusunda yetişmiş, şekillenmiştir. Türk tarihini bilir. Göktürkleri bilir. Hunları bilir. Avrupa Hunlarını da bilir. Edebiyatı kuvvetlidir. Şairdir. Şiirleri de kuvvetlidir. Bozkurtları bize tanıtan ve benimseten odur. O bunu iki kitaplık Bozkurtlar adlı eseriyle yapmıştır. Ayrıca, Delikurt ve Ruh Adam romanlarını yazmıştır. Türk Tarihinde Meseleler adlı fikri bir kitabı vardır. Şiir kitabı Yolların Sonu adını taşır. Biz eğer günümüzde Türkçü ve Turancı isek, onun sayesinde olduk. Ancak, bizim Türkçülük ve Turancılık anlayışımızda ırkçılık yoktur. Ama, Atsız ırkçıdır. Onun ırkçılığı Batı felsefesinden türetilmiş olan suni ırkçılığa girer. O bu düşüncenin etkisinde kalmıştır. Batılılar insan topluluklarını önce Siyah, Beyaz, Sarı, Esmer ve Kızıl olarak beşe ayırmışlar, daha sonra bunu Zenci, Aryani, Mongolid, Sami ve Slav olarak adlandırmışlar. Zenci ırkı deyince Afrika, Aryani ırkı deyince Avrupa, Mongolid ırkı deyince Uzak Doğu, Sami ırkı deyince Ortadoğu, Slav ırkı deyince Avrasya akla geliyordu. Aslında onlar bunu birinci gruba göre, değiştirip yapmıştılar. Ancak Kızıl ırk olarak nitelendirdikleri yerliler Amerika’da 300-400 yıl süren bir soykırımı ile pek kalmamıştı. Yani, gittikçe azalmıştılar. Sarı ırk da Asya’nın çoğunu kapsıyordu. Ortadoğu’da yaşayanları ise Esmer ırk olarak nitelendiriyordular. Buna Araplar ve Farslılar da dahildi. Ancak zamanla, bilhassa 19. Yüzyıl’da Amerika yerlilerinin, yani Kızıl ırkın yerini Slav ırkı aldı. Araplar sanıldığı gibi Esmer ırk değildi. Hintliler ve Çingeneler Esmer ırktı. Dolayısı ile İranlılar, yani Farslılar da bu kategoriye giriyordu. Hatta Yahudileri de Esmer ırka dahil eden Avrupalılar, bunları Ortadoğu’ya sevk etmek ve Arapları kontrol altında tutmak için her iki milleti de Sami ırktan gösterdiler. Bunun için dini bilgilerden, Hazreti İbrahim’den ve oğulları İsmail ile İshak’tan esinlenmişlerdi. Farslıları ve Hintlileri de herhangi bir kategoriye koyamıyordular. Son çare olarak onlara Büyük İskender’in fetih hareketi ilham verdi ve her iki milleti de Aryani ırkına, yani Beyaz ırka dahil ettiler. Oysa bunlar Esmer ırktı. Araplar ve Yahudiler de Beyaz ırktı. Ancak bunu Avrupa bir türlü kabullenemiyordu.
Her şey tamamdı. Geriye Türkler kalmıştı. Bunları Sarı ırka mı, Esmer ırka mı dahil edecektiler, bilemiyordular. Hatta Nuh’tan dolayı Yasef olayını ortaya koymak istediler. Avrupa o sırada Cengiz Han’ı ve torunlarını Türk olarak görüyor, ancak Çinli kimliğini de bir tarafa atamıyordular. Bu nedenle Mongolid, yani Moğol adı 19. Yüzyıl’da icat edildi. O tarihe kadar Moğol adı literatürde yoktu. Hatta Cengiz ve Oğulları Tarihi’ni yazan Reşidüddin bile Moğol kelimesini bir an bile kullanmamıştı. Daha sonra onun yazdığı tarihe Moğol Tarihi dediler. Amerika yerlilerini kapsayan Kızıl ırk aradan geçen uzun zaman boyunca yok edilmişti. Kalanlar da etkisizdi. Bu onlara bir yeni fikir verdi. Yerlerine dolaylı bir biçimde ikame edilmek üzere Slav terimini ortaya attılar. Rusya’daki komünizmin kıvılcımı böylece çakılmıştı. Dikkat edilirse, Sovyetler Slav ırkı olarak gösterilen, buna Sırplar, Boşnaklar, Bulgarlar, Ruslar dahil, onların yaşadıkları yerlere hakim oldu. Ancak çok geçmeden komünizmin Çin’e de hakim olması ve Sovyetlerdeki gibi kontrol altına alınamaması Slav ırk teorisini çürütmeye başlattığı gibi, geri plana alınmasına da sebep oldu. Bulgarlar Slav değildi. Aslen Türktüler. Turanid ırk teorisi bu arada kaynayıp gidiyordu. Cengiz de Türk değildi. Aslen, soy olarak Türk olabilir, ama Asya’dan Avrupa ve Ortadoğu’ya kadar uzanan toplumunda Çinliler de vardı. Cengiz orduları Avrupa ve Ortadoğu içlerine ilerlerken bu Çinlileri de kullanmıştı. Cengiz ve oğulları Türkçe bilmiyordu. Onların kullandıkları dile o zamanlarda Tatarca deniliyordu, Moğolca değil. 19. Yüzyıl’dan itibaren bu dile Moğolca dediler.
Atsız, 1933-1934 dönemlerinde bir ara Hitlerci oldu. Çünkü Üniversite’deki asistanlık görevinden Milli Eğitim Bakanı Reşit Galip tarafından alınmış, boşta bırakılmış. Lise öğretmenliğine layık görülmüş, Malatya’da 4 ay, Edirne’de 4 ay öğretmenlik yaptırıldıktan sonra bakanlık emrine alınarak kızağa çekilmiş. 9 aylık kızaklıktan sonra 1934 yılında Kasımpaşa Deniz Gedikli Okulu’nda Türkçe öğretmeni olarak vazifelendirilmiştir. Atsız 2 yıl içinde Atsız mecmuası ve Orhun dergisini çıkarmıştı. Onun sürgünlük ve kızaklık döneminden tek istifade eden kişi Cevat Rıfat Atilhan oldu. Atsız’ı Yahudilere karşı dolduruşa getirdi, ona Hitlerci düşünceyi aşıladı.
Hitler daha Avrupa’da 6 milyon Yahudi’yi katletmemişti. Atsız da Yahudilerin Türk olabileceğini hiç aklına getirmiyordu. O zamanın bilgisi çok kısırdı. Ancak zamanla ilmi araştırmalar ilerledi, Türklerin 7-11. Yüzyıllar arasında Hazar Kağanlığı adında tarihteki ilk Yahudi devletini kurdukları öğrenildi. Hatta Endülüs Medeniyeti’nin kurulmasında Yahudilerin rolünün önemsenemeyeceği, bu Endülüs Yahudileri’nin Hazar Kağanlığı ile temasa geçtikleri de öğrenildi. O sırada daha Athur Köestler Onüçüncü Kabile adlı eserini yazmamıştı. Ne Osman Karatay ve onun Hazarlar adlı eseri vardı. Ne M. İ. Artamonov’un Hazar Tarihi, ne Kevin Alan Brook’in Hazar Türk Yahudileri kitabı… Hatta Atsız, Macar Yahudisi Armin Vambery’i tam olarak, onun Türkolojinin kurucusu olduğunu bile bilmiyordu. Duymuş, bir yerlerde okumuş olsa bile, ondaki İkinci Abdülhamit hayranlığı bunu görmesine ve anlamasına imkan vermiyordu. Öyle ki Atsız, kendi zamanında meşhur Türkçü ve Atatürkçülerden Yahudi Moiz Kohen’i bile Türk olarak kabul etmiyordu. Oysa Gökbayrak adlı romanı yazan da Fransız vatandaşı ve Hazar kökenli Leon Cahun adlı bir Yahudiydi. Atsız’ın bu kitabı okumaması imkansız. Atsız ile Cahun’un görüşleri birdi, herhangi farklılık yoktu. O da Atsız gibi Cengiz Han’ı ve ordularını Türk kabul ediyordu. Ancak Atsız hala Yahudi düşmanlığında direndikçe direndi. Bunu ölümüne kadar devam ettirdi. Hatta bir ara tarihten örnekler vererek Yahudilerin önemli bir kısmının Türk asıllı olduğunu söyleyen ve tarihi bir gerçeği dile getiren Alparslan Türkeş’i bile alaya almak istedi. Herkes o sırada Arthur Köestler’in Onüçüncü Kabile adlı eseriyle Yahudilere dair bir şeyler anlamaya ve düşünmeye başlamıştı ama, buna yanaşmayan tek Atsız kalmıştı. O Yahudilerin Türk olduğunu bir türlü kabul edemiyordu. Ölünce de öbür dünyaya Yahudi düşmanı olarak gitti. Oysa Türkeş, yüksek feraseti sayesinde bu nitelikten kendini kurtarmıştı.
Atsız, Batılı farazi bilim adamı ve siyasetçilerin bir kurbanıydı. Onlardan bir an olsun bağımsız düşünmeye kalkışmadı. Onların ne niyetle ırk ayrımı yaptıklarını da bir türlü anlayamadı. Aslında Siyah ırk, Beyaz ırk, Sarı ırk, Kızıl ırk görüşü doğruydu. Esmer ırk yanlıştı. Tanrı da insanları yaratırken bu esas üzerine yaratmıştı. Yani, Siyah Adem, Beyaz Adem, Sarı Adem ve Kızıl Adem. Her birinin eşini de yaratmıştı. İnsanoğlu da bunlardan türedi. Yani kardeş kardeşle evlenmeden değil. Türkler Sarı ırktan ve Siyah ırktan olamazdılar. Ya Beyaz ırktan yahut Kızıl ırktan olacaktılar. Amerika yerlilerine dair yapılan yüz yıllık araştırmalarda onların dilinde Türkçe kelimelerin bulunduğu fark dildi. Bunlar tepe, kuş, ev/yatkı, dudak/dodiş, töre/türe, dede/tete, yu/su, temiz kal/tamaz kal, yanında/yanunda, ateş/atışka gibi 320 kelimeydi. Bunun üzerine birileri çıktı, vay efendim, Kızılderililer Asya’dan Bering boğazını geçip Amerika’ya yerleşmişlerdir dedi. Bunlar kendilerini Asya’dan dünyaya yapılan ve dağılan göçlerden bir türlü kurtaramıyordular. İlla merkez Altaylar olmalıydı. Kimse de kalkıp, Amerika’dan Bering boğazını geçip Asya’ya gelme hadisesini düşünmedi, aklına bile getirmedi. Sen ne kadar kendini Beyaz ırktan göstermeye çalışsan da, batılıda bir Türk fobisi vardır. O bunu kabul etmez/edemez. O zaman geriye tek bir şık kalıyor. Türkler Kızıl ırktan gelmedir. Esmer ırk bir karışım ırkıdır, doğal değildir. İklimle, yanma ile de ilgilidir. Yani melezdir. Asıl olarak Esmer ırk yok, Kızıl ırk vardır. Türkler de bu ırktandır. Atsız işte bunu bilmiyordu. Mustafa Kemal Atatürk işte söz konusu bu durum nedeniyle Tahsin Mayapetek’i Amerika yerlilerini araştırmak için görevlendirdi. O Aztekler üzerine araştırmalar yaptı. Daha sonra Kızılderiler üzerine araştırmalar yapıldı. Kayıp Mu kıtası ise, Amerika’dan başka bir yer değildi. Amerikalı yerliler bu kıtayı Avrupalılara kaptırmış, kaybetmiştiler. Güneş kızıldı. Bu dil teorisinin aslı da buydu. Dolayısı ile, Atatürk şu günlerde düşündüğümüz şeyleri 80 yıl öncesinden düşünmeye başlamıştı. O bizden çok daha ileri görüşlüydü. Ancak onun bu görüşünü aklı başında, mantığı yerinde, düşünen ve irademizle karar veren günümüz Türkçüleri olarak biz fiiliyata döktük. Bu Türkçülük Atsız Türkçülüğü değil, Atatürk Türkçülüğüydü. Atatürkçülüğün de aslı buydu.
Aslında Rodoslu Reşit Galip, Mustafa Kemal Paşa Milli Eğitim Bakanı Mahmut Esat Bozkurt ile konuşurken, bu konuşmaya durup dururken maydanoz olması boşuna değildi. Yalnız biz Etiler’den ve Anadolu’da mukim diğer kavimlerden değildik. Olsa olsa ancak Trakya ve Balkanlar’da yaşayan Traklarla ilgili olabilirdik. Hatta biz Sümerlerle bile ilgili değildik. Araplar ve Yahudiler Sümerlerle ilgili olabilirdiler. Ancak Mezopotamya kavimlerindeki Türkçeyi andıran kelimeler nereden çıkmıştı? Bu ya Akatları yıkan Horasan’dan gelen Tuğrul Bey ve oğlu Dudu ile ilgili, ya da Araplar ve Yahudilerin de Mezopotamya kökenli, bizimle aynı soydan, yani Kızıl ırktan olmaları nedeniyle olabilir. Mesela, Kızılderili ve Türkçe dilindeki aynı anlamdaki kuş kelimesi Sümer dilinde de vardı. Benden ipucu vermek. Etiler’den çok önce, Milattan önce üç bin, hatta dört yahut beş bin yıllarında Amerika’ya Anadolu veyahut Trakya’dan göçlerin olması gibi. Bu da bir varsayım. Hadi Arapları geçelim. Ya Yahudiler? Hitlerin İkinci Dünya Savaşı’nda katlettiği Yahudilerin % 80’i Türk asıllıydı. Bunlar ya Karaim, ya Kırımçak, ya Macar Yahudisiydi. Hepsi Hazarların soyundan. Macarların ilk atası Tuğrul adlı biriydi. Bu da Akatları Milattan önce 2000 yılından sonra yıkan Tuurul yahut Turul gibi yazılıyordu. Hun imparatoru Atilla’nın yedi göbek ceddi Beren adlı bir Yahudiydi.
Reşit Galip, aslında bir doğruyu dile getirmişti. Ama o bu doğruyu yanlış dile getirmişti. Biz Anadolu’ya Milattan sonra bin yıllarında gelmiştik. Bu inkar edilemez. Ama, Reşit Galip inkar etti. Biz Etiler’den değildik. O Türkleri Etilerin kalıntısı olarak niteliyordu. Bu da yanlıştı. Ama ortada onun söylemek isteyip de bir türlü söyleyemediği bir doğru vardı. Kızılderililer Anadolu ve Trakya’da kullanılan Türkçeyi kullanıyordular, Asya Türkçesini değil. İşte Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Paşa bu nedenle Mahmut Esat Bozkurt’u Milli Eğitim Bakanlığı’ndan alıp, yerine Reşit Galip’i tayin etti. Çünkü Reşit Galip, doğruyu tam olarak söyleyemese bile, onu şuur altından dile getirmek istemişti. Atatürk bunun farkına vardı. Aslında Reşit Galip bir devşirmeden başkası değildi. Ancak devşirmelerden Sokullu Mehmet Paşa gibi Türk kültürünü yaşayan ve Türk kültürüne faydalı devşirmeler de vardı. Bunu inkar etmek doğru olmaz. Peki, Reşit Galip faydalı oldu mu? Hitler düşüncesinin okullara girmemesi hususunda faydası olmuş olabilir, ama diğerleri dışında, maalesef. Ancak o yıllarda Genel kurmay başkanı Fevzi Çakmak’ın emriyle Cevat Rıfat Atilhan’ın yayınladığı “Yahudi Casusu Suzy Liberman’ın Hatıratı” adlı kitabından 40 bin adetinin 26 Mayıs 1935 tarihli 43782 sayılı tamim ile parası ödenerek alınıp orduya dağıtılmasına ne diyelim? Oysa bu kitap tam anlamı ile Hitler düşüncesine göre kurgulanarak yazılmıştı. Yani, mesele balon gibiydi. Bir tarafına bastırınca öbür tarafta şişkinlik yapıyordu. Atilhan da, 1934 yılında Atsız ile birlikte Yahudilere karşı Trakya olaylarına sebebiyet veren ve çıkarmış olduğu Milli İnkılap Dergisi bu nedenle kapatılan kişiydi. Tam bir kör düğüm.
Peki, gelelim bu uzun ve açıklayıcı girişten sonra sadede. Ben Etrüks falan anlamıyorum, bunu açıkça söyleyeyim. Bu bizi Roma’ya ve Vatikan’a yaklaştırmak ve onlarla kaynaştırmak için uydurulmuş bir şey. Roma’da bir dişi kurdun, bu dişi kurt tarafından emzirilen Romus ve Romulus’un olması da onlarla bizi aynı millet yapmaz. Ancak Trakların Türk olma ihtimali onlardan çok daha kuvvetlidir. Nasıl ki Türklerin yaşadığı ülkeye Türkiye denmiş, Trakların yaşadığı yerlere de Trakya denmiştir. Heredot bile tarihinde Traklardan Türkler olarak söz eder, onların Ege denizinden Karadeniz’ın yukarı kısımlarına kadar yerleşme halinde bulunduklarından söz eder. Türk bir ırk adı değildir, millet adıdır. Türk ırkı yoktur, Türk soyu ve Türk dili vardır. Türk milliyetçiliği de, soyu ve dili esas alır. Vatanı sevmek, devleti sevmek, bayrağı sevmek, din ve imanı benimsemek Türk milliyetçiliği anlamına gelmez. İlla biz millet tarifini diğer milletler gibi, bilhassa Avrupalılar gibi yapmak zorunda değiliz. Asli olarak Türk milliyetçiliği soyu ve dili kapsar. Bunu vatan ile, devleti ile, bayrak ile, din ve iman ile, hatta tarih ile sulandırmanın a’lemi yok.
Orkun yazıtları Türk milletinin Tanrısal bir kitabıdır. Bu yazıtları Tanrı yazdırmamış, Türk Bilge Kağan, Yuluğ Tigin ve Tonyukuk adlı üç Türk büyüğü yazdırmıştır. Türk Bilge Kağan yazıtlarında, “Açı doyurdum, çıplağı giydirdim. Çin’e kul köle haline gelmiş milletimi bağımsız ve hür kıldım. Fakir olan ve yoksul olan bir milleti zengin ve varlıklı kıldım” denilmektedir. Orkun yazıtlarında Türkün ve Türk milliyetçiliğinin ne demek olduğu böyle tarif edilmektedir. Yoksa kürsülere çıkıp nutuk atarak ve boş vaatlerde bulunarak değil, yaparak. Zaten yukarıdaki videoda da anlatılmak istenen budur. Almak yerine vermek. Sömürmek yerine halkı düşünmek ve onların ihtiyaçlarını gidermek. Osmanlıda Türk devlete vergi veren ve asker veren anlamına gelebilir. Ama halk dilinde Türk, ihtiyaç sahiplerine bir şeyler veren ve onların ihtiyaçlarını gideren, onların yor yoksul düşmelerine engel olan kimse demektir. Göktürklerde bu böyleydi. Oğuz boylarında bu böyleydi. 100 yıldır terk etmemize rağmen Rumeli’de de, Bosna-Hersek’te de bu böyle. Türk milliyetçiliği yabancı düşmanlığı yapmak, Yahudileri toptan katletmek değil. Açı doyurmak, yoksulu giydirmektir. İhtiyaç sahibi insanların ihtiyacını gidermektir. Azınlıkları yok etmek ve etnik kitleleri sindirmek değil. Onları korumak, kollamak, insanca yaşamalarını ve bu topluma faydalı olmalarını sağlamaktır. Yoksa IŞİD gibi kelle kesmek, başka milletlerin karılarını ve kızlarını satılık cariye yapmak Türk milliyetçiğine yakışmaz. Hele, 12 Eylül askeri darbeciler gibi, sağ kesim olsun, sol kesim olsun gençlere işkence yapmak, onlardan zorla ve baskıyla ifade almaksa hiç yakışmaz. Bunu yapan kimseler Türk milliyetçiliğinin en büyük düşmanıdırlar.

Adana Olay Haber