Darbe davalarına ‘kumpas’ diyen AKP’nin Ergenekon karnesi: AKP müdahil olunca Başbuğ tutuklanmıştı

Eski Genelkurmay Başkanı, Ergenekon hükümlüsü İlker Başbuğ da modaya uydu. O da tıpkı ‘Tahşiyeciler’ gibi kendilerine Cemaat’in kumpas kurduğunu ileri sürdü. Hatırlatmakta fayda var; İlker Başbuğ, AKP’nin internet andıcı davasına müdahil olmasından sonra tutuklanarak cezaevine gönderilmişti. Ergenekon terör örgütü davasının savcısı olduğunu söyleyen de dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’dı.Bugünlerde AKP iktidarı ile Ergenekon ve Balyoz davası sanıkları, durmadan bir ‘kumpas’tan söz ediyor. Camia’ya atfettikleri ‘kumpas’ iddiasını, 12 Haziran 2007’de başlayan Ergenekon soruşturmasını bırakın Şemdinli olayına kadar götüren Ergenekon sanığı ve iktidar medyası işbirliğini görüyoruz. Geçtiğimiz günlerde CNN Türk’te konuşan eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ da kendilerine ‘kumpas’ kurulduğunu ileri sürdü. Diyelim ki Başbuğ’a gerçekten ‘kumpas’ kuruldu… Kim kurmuş olabilir? AKP’ye karşı hazırlanmış olan ‘internet andıcı’ ortaya çıktıktan sonra gözaltına alınan askerler, emir komuta zinciri içinde hareket ettiklerini belirterek, savcılık ve özellikle mahkeme aşamasında tek bir isme işaret etmişti; o da dönemin Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ idi. Bunun üzerine İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi de Başbuğ hakkında savcılığa suç duyurusunda bulundu. AKP de, internet andıcı davasına ‘suçtan zarar gördükleri’ gerekçesiyle müdahil olmak için başvurdu. Ergenekon ana davası ve Balyoz davasına müdahil olmayan AKP’nin, parti olarak Başbuğ’un sanık olduğu andıç davasına müdahil olması manidardı. Başbuğ da AKP davaya müdahil olduktan kısa bir süre sonra, 6 Ocak 2012 günü tutuklandı. Dolayısıyla bu olaya baktığımızda da Başbuğ’a kumpas kurulmuşsa, bunun andıcı birlikte hazırladıkları mesai arkadaşları ve hakkında davaya müdahil olan AKP’den başkasının olamayacağı açık. Suçlandığı gibi Camia bu davaya ne müdahil ne de etkin bir iktidar makamında. Sadece gazete ve televizyonda yayın yapmak davalar için ‘kumpas’ kurmaksa bunun en büyüğünü yine yandaş medyanın yaptığı bir gerçek. O günün yandaş medya manşetlerini derlemek bile bu gerçeği görmek için yeterli… Kaldı ki, altında Albay Dursun Çiçek’in imzası bulunun ‘Kaos Planı’nın hedefi AKP’ydi. O planın gerçekliğinin 4 ayrı resmi kurum tarafından tescillenmiş olması da Başbuğ’un ‘kumpas’ iddialarını çöpe atıyor.ERDOĞAN: ERGENEKON’UN SAVCISIYIMTemmuz 2008’de Şener Eruygur ve Hurşit Tolon Ergenekon’dan tutuklandığında dönemin anamuhalefet lideri Deniz Baykal, sert tepki göstermiş ve onları savunmak adına “Ergenekon’un avukatıyım.” ifadelerini kullanmıştı. Bunun üzerine Erdoğan da, “Evet, ben de bu davanın savcısıyım.” diyerek karşılık vermişti. Yani daha o gün Tolon ve Eruygur’un tutuklanması ile tavrını açıkça belirtmişti. Erdoğan, sadece ‘savcısıyım’ demekle kalmadı… O dönem zırhlı Mercedes’ini Ergenekon soruşturmasını yürüten Savcı Zekeriya Öz’e tahsis etti.SAVCILARI GÖREVDEN ALMAK İSTEYEN HSYK’YI, AKP DURDURDURecep Tayyip Erdoğan, Ergenekon’un savcısı olduğunu ilan ettikten sonra soruşturmalar dalga dalga devam etti. Soruşturmanın önünde en büyük engel olarak HSYK vardı. Dönemin HSYK’sı, 2009 yaz kararnamesinde Ergenekon davasına bakan savcıları ve hakimleri görevden almak ve başka yerlere atamak istiyordu. Bu amaçla korsan kararnameler ortaya atıyorlardı. AKP iktidarının adalet bakanı ve müsteşarı, toplantılara girmeyerek bu savcıların görevden alınması kararlarının önüne geçti. Bugün açığa alınan başta savcılar görevde kalsın diye o dönem canla başla mücadele eden AKP’ydi. ERDOĞAN: BAZI KİTAPLAR VARDIR Kİ BOMBADAN DAHA TESİRLİDİRErgenekon soruşturmasının kırılma noktası, gazeteciler Ahmet Şık ve Nedim Şener’in tutuklanması oldu. Şık, Camia’yı hedef alan ‘İmamın Ordusu’ kitabını talimatla yazdığı iddiasıyla gözaltına alınmış ve Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklanmıştı. Bu gelişmeden hemen sonra Fethullah Gülen Hocaefendi, avukatı aracılığıyla yaptığı açıklamada söz konusu kitapla ilgili herhangi bir şikayet ya da dava talebi olmadığını dile getirmişti. Ancak Erdoğan, o dönem Ahmet Şık’ın kitabı için “Kitap, bombadan daha tehlikelidir.” diyerek tutuklamayı meşrulaştırdı.ARINÇ: ARTIK TOPUK SELAMI VERİYORLARErgenekon, Balyoz derken bir açıklama da dönemin Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’tan geldi. Mayıs 2011’de Bursa’da konuşan Arınç, “Askerler artık köşe kapmaca oynamıyor, 3 yıl önce (27 Nisan e-muhtırasını kastediyor) aba altından sopa gösterenler artık topuk selamı verip ‘sayın cumhurbaşkanım’ diye söze başlıyor.” diye konuşmuştu. Sonuç olarak, Erdoğan’ın son seçime kadar defalarca, “Askeri vesayetle çarpışa çarpışa bugünlere geldik.” diyerek yaptığı kampanyalar hâlâ akılda. Tepeden tırnağa tüm AKP’li yetkililer bu davaları savundu, askeri vesayetle mücadele aracı olarak destekledi. Her şeyin iktidarın elinde olduğunu bir gecede çıkarılan kanunlar ve görevlerinden alınan polis ve savcılar örneğinde gördük. Dolayısıyla Camia’yı ilgilendiren tek somut vaka medyasında bu davalara demokrasi adına sahip çıkması. Sadece bunun üzerinden bütün Ergenekon ve Balyoz sürecini Camia’nın üzerine yıkmaya çalışmak ise bugün bu davalardan kurtulmak isteyen sanıkların ve yolsuzluk ve rüşvet iddialarından kurtulmak isteyen iktidarın işine geliyor.
ZAMAN :: POLİTİKA

ADYÜ Kurucu Rektörü Prof. Dr. Gündüz’den Müthiş İddia: “4 Yıl Önce Yapılan Operasyon Paralel Yapının İşi” “Adıyaman Üniversitesinin Başarısını Hazmedemeyenler Düğmeye Bastı” “Soruşturma Sürecine Müdahil Olacağım” “Bizden Sonraki Atamalar Dikkat Çekici”

24 Kasım 2010 tarihinde düzenlenen operasyonda birçok yetkilisi gözaltına alınan Adıyaman Üniversitesi’nin o dönem rektörlüğünü yapan Prof. Dr. Mustafa Gündüz, o dönemde yaşananlarla ilgili çarpıcı açıklamalarda bulundu. Gündüz yaşananları, ‘Karanlık güçlerin Adıyaman Üniversitesi’ni ele geçirme operasyonu’ olarak yorumladı.

Adıyaman Üniversitesi’nin Kurucu Rektörlük görevini yürüten ve görev süresi boyunca yaptığı çalışmalarla Adıyaman Üniversitesini kendisiyle birlikte kurulan üniversitelerin 20 yıl ötesine götüren Prof. Dr. Mustafa Gündüz, 4 yıl önce, 24 Kasım 2010 tarihinde üniversiteye düzenlenen yolsuzluk operasyonunun bilinmeyenlerini kamuoyuyla paylaştı.

O tarihte yaşananların 17 Aralık 2013 tarihinde gerçekleştirilen yolsuzluk operasyonlarından sonra 4 yıl önce Adıyaman Üniversitesi’nde yaşanan operasyonların gerçek yüzünün ortaya çıktığını dile getiren Prof. Dr. Mustafa Gündüz, gelişmekte olan ve birçok kesim tarafından takdir toplayan Adıyaman Üniversitesi’nin gelişmesinden rahatsızlık duyan bazı kesimlerin Adıyaman Üniversitesi üzerinde oyunlar oynadığını ve sonunda amacına ulaştığını dile getirdi.

Adıyaman Üniversitesi’ne yapılan operasyonun düğmesine ‘paralel yapı’ mensuplarının bastığını kendilerinden sonra göreve gelen yönetimin atadığı kadronun bunun kanıtı olduğunu sözlerine ekleyen Gündüz olayla ilgili şunları söyledi: “Adıyaman Üniversitesi, Adıyaman Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü çalışanları ile birlikte 24 Kasım 2010 “Öğretmenler Günü” sabahı 06.00’da basıldı. İlgili Şube tarafından yapılan açıklamaya göre, isimsiz ve imzasız ihbar mektuplarının yanı sıra, gizli tanıklarla görüşülmüş, üniversite içinden atadıkları sözde soruşturmacılardan bilgiler alınmış ve 5 ay boyunca fiziki-teknik takip yapılmış. “Şafak operasyonu” adını verdikleri ve silahlı-tam donanımlı görevlilerle yapılan bu baskını, artık amaçları ortaya saçılmış olan bazı basın organlarından ve Adıyaman Emniyet Müdürlüğü Internet sitesinden öğrendim. Bu internet sitesindeki bilgiye göre, Adıyaman Üniversitesi ihalelerine fesat karıştırılmış ve 14 suçlu yakalanmıştı. Adıyaman Üniversitesi yine benzer iddialarla ve onar gün arayla 3 defa daha (2010/271, 2011/4, 2011/30, 2012/401, 2012/399 dosya numaralı) basıldı. Operasyonlar sonrası, birçok çalışanımız Avukatlarının da huzurunda tehdit ve tacizlerle ifade verilmeye zorlandı, gözaltına alındı ve bazıları tutuklandı. Operasyonlarda Üniversitenin arşivine düzensiz bir şekilde el konuldu ve kopyaları dahi sonradan edinilebildi. Kaldı ki, baskıncıların el koyduğu dosyalardaki bazı belgeleri ertesi gün Rektörlük binası civarındaki çöp bidonlarından tutanaklarla toplayabildik. Konu ile ilgili suç duyurusunda bulunduk, dikkate bile almadılar. Sonraki baskınlarda ise, el konulmak istenen ihale dosyalarını mühürleyerek gönderdik. İddianamede yer alan ve dava konusu olan ihale dosyalarının operasyon sırasında değil de sonradan istenilmesine başlangıçta bir anlam verememiştik, ama önce iftirayı düzenlediklerini ve sonra da buna uyduracakları belge düzenlemeye ve toplamaya çalıştıklarını anladık. Belli ki, Adıyaman Üniversitesini ve çalışanlarını sürekli gündemde tutmak, ilgili kişilerin itibarlarını zedelemek ve onurlarıyla oynanmak istenmişti. Kurum ve çalışanları toplum nezdinde basın aracılığıyla suçlu ilan edilerek yargılama bitmiş gibi cezaları verilmişti. Gizlilik kararından dolayı Avukatlar ve şüpheliler dava dosyasına erişemezken, basın yayın organları soruşturma dosyasındaki iddiaları ve duruşma öncesi ne karar verileceğini dahi bilip sürekli yayımlıyorlardı.”

“Adıyaman Üniversitesinin başarısını hazmedemeyenler düğmeye bastı”

Adıyaman Üniversitesi’nin kendisiyle birlikte kurulan üniversiteler arasında en iyi gelişmeyi sağlayan üniversite olmasını bazı kesimlerin hazmedemediğini ve bunun için düğmeye bastığını iddia eden Gündüz, iddialarını şöyle sürdürdü: “Adıyaman Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü’nün verdiği adla ”Şafak Operasyonu” öncesinde; kat ettiği gelişme aşamalarına istinaden Başbakanlık başta olmak üzere, birçok Hükümet Üyesi, Adıyaman Üniversitesi Kurucu Adıyaman Milletvekilleri ve ilgili bütün çevreler, Adıyaman Üniversitesini kuruluş süreci itibariyle diğer üniversitelere örnek gösterip takdirle karşılıyorlardı. Nitekim Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Başbakan olarak 28 Kasım 2010 tarihinde Üniversitemiz yerleşkesini onurlandıracağı ve binaları hizmete açacağı takvim kamuoyu ile paylaşılmıştı. Böylelikle daha iyi şeyler olacağı heyecanını taşımaya başladık. Ama Paralel Yapının üyelerinin Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Başbakan olarak Adıyaman Üniversitesi’ne gelişini engellemek üzere telaşlanıp 4 gün önce aceleyle baskın düzenleyeceğini o günkü koşullarda hiç kimse bilemezdi. Üniversitenin, basılmasının yarattığı şaşkınlık, aradan geçen 4 yıla rağmen hala unutulamadı. Başımıza gelenleri anlayabilmek için çevremizdeki herkes gibi bizim de 17 Aralık 2013 tarihini beklememiz gerekiyormuş. Türkiye’de yaklaşık on yıldan buyana hep aynı senaryoya bağlı olduğu anlaşılan bir oyun oynanıyordu: Belediyeler başta olmak üzere üniversiteler ve bunun gibi kurumlar, şafak gibi adlarla sabaha karşı çağrılı paralel propaganda aygıtları eşliğinde basılıyor, canlı canlı yayımlanıyordu. Hemen bütün baskınlarda ihalelere fesat karıştırılmış, suçlular ele geçirilmiş, kalıp ifadelerle tutuklanmış ve kaç yıl ceza alacakları bile belirlenmiş oluyordu. Türkiye halkı neredeyse her gün ihaleye fesat karıştırma veya yolsuzluk haberleriyle uyanıyor, saman dolu haberlere inanacak durumda güne başlıyordu. Adı konulmamış bir örgüt her yanı sarmış, adeta devletin ve görevlilerinin ne düşünüp, nasıl karar vereceğini bile belirliyordu. Aksine davrananların başına neler geldiğini görenler; susuyor, siniyor, onlardan gibi görünmeye çabalıyor ya da onların hizmetine giriyordu. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve ailesi başta olmak üzere yakın çevresini hedef alan operasyonlar sonrası, Türkiye’deki son on yıldan buyana Aynı senaryo üzerinden yapılan bütün operasyonların hangi amaca ve kesimlere hizmet ettiğini artık herkes öğrendi. Görüldü ki, bu yapı, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Anayasal bütün organlarının Paralel’ini oluşturarak devleti ele geçirme yolunda çok ciddi mesafeler almış. Kendi yapısına uygun yeterince üye yetiştirmiş ve yerleştirmiş, zorlandığı alanları ise aynı senaryo üzerinden operasyonlarla, tehditle, korku ve kaygı yaratarak ele geçirmeye başlamış. Bu yapı, kendi amaçlarına engel gördükleri kişileri ve kuruluşları bir abi komutasındaki Adliye, Polis ve Basın işbirliğiyle yıldırarak, korkutarak ve itibarsızlaştırarak uzaklaştırıyor ve buralara kendi yandaşlarını konuşlandırıyorlardı. Olanlar oldu ve bu örgüt Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile Efkan Ala başta olmak üzere, yakın çalışma arkadaşlarını da adeta hizaya getirebileceği sanısına kapıldı, iyi de oldu. Böylelikle bütün Türkiye’nin hayrına yol açacak ve milletimizin bekasını teminat altına alacak bir uyanış gerçekleşti. Bu uyanış, Türkiye’yi ve halkını seven, hiçbir ayrım gözetmeksizin hepsine birden hizmet etmeyi ülkü edinenlerin de birlikte hareket etmelerine yol açtı.”

Soruşturma sürecine müdahil olacağım”

“Şimdi, Adıyaman Üniversitesi’nde 24 Kasım 2010 Öğretmenler Günü sabahı 06.00’da gerçekleştirilen şafak operasyonunun arka planını ve ifadelerime ilişkin paralel yapı üyesi ilgili şüpheliler hakkında yapılacak soruşturma sürecine tanıklarla birlikte müdahil olacağımı herkesin bilmesini istiyorum” diyerek sözelerini sürdüren Prof. Dr. Mustafa Gündüz, “Gerçekten, Adıyaman Üniversitesi’ne yapılan şafak operasyonundan dönemi itibariyle İl Güvenlik Kurulu Başkan ve Üyelerinden Vali Ramazan Sodan, Emniyet Müdürü Mehmet Bilici ve Garnizon Komutanı Jandarma Albay Osman Salık’ın dahi haberi yoktu. Çünkü bu kişiler operasyonun ertesi günü Rektörlük Makamında bana ‘geçmiş olsun’ ziyaretinde bulunduklarında üzgün olduklarını ve operasyon başladıktan sonra kendilerine haber verildiğini bildirdiler. Bütün süreci karanlık ve örgütlü güçlerin organize ettiği ortaya konulabilir. İddianameden anladığımız kadarıyla Adıyaman Üniversitesi’ne yapılan operasyonun dayanağı; isimsiz ve imzasız ihbar mektupları, mailler, gizli soruşturmacılar ve gizli tanıklardır. Her nedense bu kaynaklar ve ihbarlar dava sürecine dâhil edilmediler. İddianamede şahsım başta olmak üzere, Üniversitemiz çalışanlarıyla ilgili her türlü iftiralara yer veren Adıyaman Cumhuriyet Başsavcılığı bu hususlarla ilgili herhangi bir delil araştırmasına gitmemiş ve soruşturma başlatıp dava açmamıştır. Ya da delil araştırması yaparak, bütün bunların iftira olduğunu, hukuk nezdinde bir anlam ifade etmediğini fark etmiş ve dava veya soruşturma açma gereği duymamıştır. Peki, bu iftira sözcülüğünün amacı nedir? Anlaşılan Savcılık, somut delillerle ve hukuken anlam taşıyan iddialarla iddianame hazırlamak yerine, bu konuda inandırıcı ve somut deliller bulunmadığı için olsa gerek, adeta müfteri ağzı ile hareket ederek kamuoyunu etkilemeye çalışmıştır. Karanlık güçler amaçlarına ulaşmış oldular ve Adıyaman Üniversitesi yönetimi bütünüyle değişmiş oldu. Karanlık güçlerin organize ettiği anlaşılan operasyon öncesi, Adıyaman Üniversitesini yönetenler, Adıyaman’ın adeta kaderini değiştirecek gelişmelere yol açmış, başka hiçbir kamu yatırımı alanında olmadığı kadar hızlı, ödenek temininde ayrıcalıklı, muhatap üst düzey kamu görevlilerinin yüksek takdirlerini kazanmış, Adıyamanlı ve Adıyaman’a gönül vermiş bütün kesimlerin ufkunu açıp umudunu arttırmıştır. Hatta Ülkemizin Güneydoğu Anadolu Bölgesi kalkınma politikalarına model olmuş bir Adıyaman Üniversitesi’nden söz ediliyordu. Bunun bir sonucu olarak, 2008 ve 2009 yıllarında sırasıyla “Güneydoğum Derneği” ve “Seçilmişleri ve Atanmışları İzleme Derneği” tarafından “Yılın Rektörü” seçildim. Bu onura erişmemi sağlayanlar; Dönemi itibariyle ilimizi temsil eden Milletvekilleri, ilgili Bakanlar ve bürokratlar, Adıyamanlılar, Adıyaman’a gönül verenler başta olmak üzere Adıyaman Üniversitesi’nin bütün öğretim elemanları ve idari çalışanlarıdır. Böylesi bir onura erişmiş birisi olarak Adıyaman Üniversitesi’nin fiziki yapılaşma sürecini yöneten, coşkulu ve özverili bir biçimde sergiledikleri başarımla Adıyaman’a ve diğer birçok üniversiteye model olacak işler yapan ve hizmet binalarının ortaya çıkmasını sağlayan Yapı İşleri ve Teknik Daire Başkanlığı’nın her düzeydeki personeliyle ben de onur duyuyorum. Bu kişiler, 24 Kasım 2010 tarihinde gerçekleştirilen Şafak Operasyonundan önce, hem Adıyaman Üniversitesi’nin, hem Adıyaman’ın, hem de ilgili çevrelerin örnek gösterdiği ve gurur duyduğu kişilerdi. Üniversiteyi ele geçirmek isteyen Karanlık güçler kurbanı olarak bir yıla yakın süre hapis yattıktan ve beraatla sonuçlanan davalardan sonra şimdi de onlara yapılan haksızlıklardan ve ayıplardan söz ediliyor. Böyle bir Üniversitenin kurucu Rektörü olarak taşımaya çabaladığım onurumun ve Üniversitemin daha fazla yıpratılmaması için bir daha yönetim görevi üstlenmeme kararımı bütün kamuoyuna duyurdum. Bunun üzerine ve Üniversitedeki Rektörlük seçimlerine kadar, muhatap resmi çevrelerin yanı sıra bütün Adıyaman halkı ve üniversitedeki öğrenciler ile çalışanlar, kararımdan vazgeçirmeye çabaladılar. Sivil Toplum Örgütleri, İşadamları, Esnaflar ve özellikle Öğrenciler günlerce kampanyalar düzenlediler ve çağrılarda bulundular. Gördüğüm bu ilgi ve yüklenilen onura rağmen, kurucusu olduğum üniversitesinin daha ileriye gidebilmesi ve zarar görmemesi için kararımı uygulayıp, Rektör adayı olmadım” dedi.

“Bizden sonraki atamalar dikkat çekici”

Verdiği kararla birilerinin ekmeğine yağ sürdüğünü de itiraf eden Gündüz, “Aslında, böylelikle Karanlık güçler amacına ulaşmış ve bu yolda hizmeti geçenleri de ödüllendirmiştir. Aynı ihale dosyasıyla ilgili iki farklı sonuç yazan, Adıyaman Defterdarlığı Muhasebe Denetmeni şahıs, bir büyük Üniversitenin Genel Sekreter Yardımcılığı görevine atandı. Adıyaman Üniversitesi’nde ise, ilk aşamada yapılan iki atama dikkat çekicidir. Bunlardan birincisi Cenap Atlı’dır. Atlı, internet ortamında Arif Taner Selamet lakabı ile şahsıma hakaret ve suç isnadında bulunarak iftira eden, suç duyurusu sonrası açılan dava ile ilkokul öğretmeni olduğu tespit edilen şahıstır. Kendisi, Adıyaman I. Sulh Ceza Mahkemesinin 2011/1963 Numaralı Kararıyla hakaret suçundan cezalandırılmış ve 3000 TL de tazminata mahkûm edilmiştir. Bu cezayı alıp, bedelini de ödeyerek sadakatini kanıtlayan Cenap Atlı, Rektörlük Devir Teslim Töreni sonrası, Yeni Rektör tarafından Rektör Özel Kalem Müdürü olarak görevlendirilmiştir. Diğeri ise, itirafçı maskesiyle iftiracılık yapan Mustafa Kıraç’a refakat ederek emniyete ve savcılığa götürmekle hizmeti geçen, böylelikle koşulları uygun olmadığı halde, yasaya aykırı olarak acele ve eksik üyeyle kurulmuş Üniversite Yönetim Kurulu’nun şerh düşülmüş kararına rağmen Rektör tarafından Üniversite üst yönetimine yapılan atamadır. Anlaşılan, Adıyaman Üniversitesinin yeni Rektörü, ya başıma gelenlerden ders çıkararak benimle uğraşanlarla kendisi uğraşmamak için ya da o dönemde bütün bu olanları tezgâhlayan Karanlık güçlerinin isteği üzere Adıyaman’ın mahkeme kararı ile tescilli müfterilerini ve kaliteli hizmet adamlarını önemli makamlara atamıştır. Sonuç olarak, bütün bu olup bitenleri anlayabilmek için, yukarıda yer alan isim, zaman ve mekânlar değiştirildiğinde bile yapılanlar değişmiyorsa, organize örgütün artık ezbere oynadığı senaryonun doğru okunması gerekir. Böylelikle Türkiye Cumhuriyeti’ni ele geçirmek üzere onun bütün kurumlarının Karanlık güçler inşa edenler bir bir ifşa edilecekler ve birçok masum insanın hakkı, hukuku ve onuru korunacaktır” diyerek önemli açıklamalarda bulundu.

Adıyaman’da BUGÜN Gazetesi