Elektrik faturalarındaki kayıp-kaçak bedeli nasıl geri alınabilir?

RSS Gorseli  Vatandaştan alınan Kayıp kaçak bedellerinin hukuksuz olduğu Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun kararı ile kesinleşmiş durumda. Peki vatandaş kayıp kaçak bedellerini nasıl geri alabilir? İşte bu bedelleri nasıl geri alabileceğinizin yolunu sizin için araştırdık.   Sefa SAYGIDEĞER’in özel haberi   Seyhan, Çukurova ve Yüreğir  Tüketici Sorunları İlçe Hakem Heyetleri’nin hepsini tek tek dolaştık.[…]
5 Ocak Gazetesi Çukurovanın En İyi Gazetesi – Haberler

Duvardaki küf nasıl temizlenir?

Boşalan cam sileceği şişelerini sadece çamaşır suyu ile doldurun ve küflerin üzerine sıkın. Kuruduğunda küf lekelerinin yok olduğunu göreceksiniz.
Çamaşır suyunu tavana sıkarken gözlük ve yüzünüzü saracak bir örtü ile sarmanızı tavsiye ederiz. Aynı zamanda üzerinize kötü bir şeyler giyin. Sakın önceden silmeye çalışmayın çünkü ne kadar silerseniz silin temizlenmiyor.
Haber Merkezi
Küf lekesi olan çamaşırları amonyaklı su ile yıkayınız.
Küf lekesini limon ve tuzla ıslattıktan sonra güneşte kurutunuz.
Küf kokusu olan çamaşırlarınızı yarım su bardağı lizol ile yıkayınız. Lizol kimyasal bir maddedir. Yağa benzeyen koyu kıvamlı katrandan elde edilen sıvı bir maddedir. Mikrop kıran olarak bilinir eczanelerde satılır.

Duvardaki Küf Lekeleri Nasıl Çıkar?
Sadece dekoratif açıdan değil insan sağlığı açısından da son derece zararlı olan küf duvar ve tavanlardaki yalıtım eksikliğinden oluşur. Duvar yüzeylerinin uzun süre nem ya da suya maruz kalması da küflerin üremesini tetiklemektedir. Oda içi sıcaklığının yüksek olması soğuk duvarların terleme yapmasına ve dolayısı ile duvarların sürekli nemli kalmasına neden olur. Küflerin da en sevdiği yerler havasız ve nemli ortamlardır. Duvar ve tavanlarda oluşan nem her zaman siyah renk değil bazen de sarı veya kahverengi tonlarında görülebilir.
Bodrum katları ve banyolarda yoğun ortamda nem olması nedeni ile bu bölgelerde çok sık görülen küf duvarın renginin değişmesi ve küflerin kendine özel kokusu ile çok çabuk fark edilebilir. Küflerin uzun süre solunması çocuklarda astım hastalığını tetikleyebildiği gibi yetişkinlerde de oldukça zararlı toksin etkiler görülmesine neden olur. Yoğun nem nedeni ile duvarlarınızdaki küften kurtulmanın en iyi ve belki de en etkilisi evinizi düzenli olarak havalandırmanızdır. Temiz havanın eve girmesi insan sağlığı açısından da çok önemli olduğu gibi duvarların terlemesini ve böylece küf oluşumunu da engelleyecektir.
Tavan ve duvarlarda oluşan küfü engellemek için evinizi havalandırırken camları ardına kadar açarak kısa süre evinizi havalandırmalısınız. Kış aylarında günde 3 defa 5-10 dakika son baharda ise günde 3-4 defa 20 dakika kadar evinizi havalandırmak küf sorununu büyük oranda çözecektir. Evinizi havalandırmak kadar önemli olan bir diğer konu da duvarların iç kısımlarına ısı yalıtım plakaları döşemektedir. Bu şekilde duvarlarınız iyi bir ısı izolasyonuna sahip olacağından oda sıcaklığına yakın bir ısı değerine sahip olacak ve böylece kolaylıkla terleme yapmayacaktır. Ancak bu tür duvar içi izolasyon yapma imkanınız yoksa daha önce size önerdiğimiz yöntemi deneyerek küf sorunundan kurtulabilirsiniz.

Posof Sınır Gazetesi

– “BU MEYYİT-İ MERHUMU NASIL BİLİRDİNİZ?” – “HALEN DİMDİK, AYAKTAYIZ.”

a-aaa-a

Fahrettin ÖZTOPRAK

Bakın şaka maka söylemiyorum. Atatürk çarpar. Gerçekten de çarpar. Atatürk çok kişiyi çarpmıştır. Bu çarptıklarından biri Said-i Nursi’dir. Atatürk onu çarpmıştır. Atatürk’ün çarpması nedeniyle akıl hastanelik olmuş, adı Deli Sait’e çıkmıştır. Bu nedenle Said-i Nursi Atatürk’e Deccal der. Peki, Deccal ne demektir? Yalan söyleyen demektir. Said-i Nursi’nin çoğu ömrü yalanla geçmiştir. Hatta % 80’lik kısmı. Oysa Atatürk her zaman doğruları söylemiştir. Bu doğrular onun hayatının % 80’ine hakimdir. Peki, o zaman Deccal kimdir? % 80 yalan söyleyen mi? Yoksa % 80 doğru söyleyen mi? Atatürk’ün aklından kimse şüphe edemez. Ancak Said-i Nursi’ye dair deli raporu vardır. Bu raporu Atatürk değil, İkinci Abdülhamit’in sevk ettiği akıl hastanesi vermiştir. Zaten Said-i Nursi’nin radyodaki konuşmaları meleklerin konuşması olarak yorumlaması da onun akıl sağlığının yerinde olmadığının en büyük delilidir. Hatta Türk İslam fikrini ve sentezini de ilk ortaya atan Said-i Nursi’dir. O bu fikriyle Türkleri İslam ile şereflendirilmiş olarak niteler. Sanki Türkler İslamdan önce şerefsiz bir milletmiş gibi. Oysa işin doğrusu İslam Türklerle şereflenmiştir, dünyada tanınmıştır.
Türkler olmasaydı İslam 11. Yüzyıl’a girmeden yok olacaktı. Biruni’ler, Farabiler, Ebubekir Buzcani’ler, İbni Sina’lar, el-Cezeri’ler boşuna mı yetişip de zuhur etti. Hele daha sonraki asırlarda dünyaya gelen Şeyh Bedrettin’ler, Hacı Paşa’lar, Somuncu Baba’lar, Hacı Bayram’lar, Muhittin Yavsi’ler ve Muhammet Nur’ul Arabi’ler…
Şimdi birileri çıkacak beş altı isim haricinde bunlar da kim diyecek, biliyorum. Demekte de haklılar. Çünkü onlara öğretecek olanlar da bu kişileri bilmiyor, hepsi cühela.
Bir Ebubekir Cüzcani’yi, bir Hacı Paşa’yı, bir Somuncu Baba’yı, bir Muhyittin Yavsi’yi, bir Muhammet Nuru’l Arabi’yi, hatta bir Şey Bedrettin’i bilmek akademik bir iş, öğle öğretmenlik falan kesmez. Bu işler öyle lise ve üniversite işleri değil, yüksek lisans ve doktora işleri. Yani bilim işi. A’lim işi. Boşuna mı a’limlerin mürekkebi şehitlerin kanından efdal deniliyor. Oysa şehitlik Allah katında en yüce mertebe. Kuran’da eğer ki bir ayette, bir kişiyi öldürmüş iseniz bütün insanlığı öldürmüş, eğer bir kişiyi yaşatmış iseniz bütün insanlığı yaşatmış gibisiniz denilmiş ise, bu ancak a’limler için denilmiştir. Oysa siz a’lim olarak ancak Gazali’yi bilirsiniz, İbni Sina’yı bilmezsiniz. Oysa İbni Sina’da her şey vardı. Tıp vardı, felsefe vardı, matematik vardı, geometri vardı, müzik vardı. Gazali’de ne var. Din var, felsefe var. Başka ne var? Tasavvuf var mı? Oysa İbni Sina’da o da vardı. Gazali’de ancak Mehdi var, Deccal var, Dabbetül Arz var! Başka ne var? Kainat var mı, Vahdet-i vücut var mı? Tabi ki, yok.
İbni Sina’yı kimler mi öldürdü? O devrin bir din yobazının kışkırtması ile Selçuklular. Evet, yanlış duymadınız, Selçuklular. Bu Selçuklular aynı yıllarda Oğuzlar hakkında da katledilme fermanı çıkarmıştı. İşte o nedenle Selçuklu veziri Kızıl Bey’ler, Buka’lar, Anasıoğul’ları, Oğuzoğlu Mansur’lar, Göktaş’lar, Taylu Danişment’ler ve Kutalmış’lar, hatta Selçuklu’nun celladı İbrahim Yinal’ler Selçuklu’ya karşı geldi ve isyan ettiler. Atsız ve Şöklü Bey’ler bu nedenle Suriye-Filistin’de bir Oğuz Devleti kurdu. Bu nedenle Taylu Danişment ve oğlu Gümüştekin’ler Sivas-Malatya ve Amasya’da Danişmentliler Devleti’ni kurdu. Hiçbir şey sebepsiz değildir. Tek devlet, tek yönetim, tek bayrak fikri bir tahakkümden ve zulümden öteye gitmez. Mesele devlet değil, mesele millet olabilmektir. Devlet olursun, baskı uygular, zulüm yapar, vergi alırsın. Milleti aç sefil ve perişan bırakırsın. Millet olursun, hak, hukuk ve adalet sağlarsın. Olay bu kadar basit.
Bir paçavra ancak şeyini örter, başka bir yerini değil. Görmedinse, Tarzan filmlerini seyret. Orada görürsün. Yalan mı söylüyorum?
Vatan mı? Mülk Tanrı’nındır, başka kimsenin değil. Her şey yok olur, Tanrı’nın varlığı baki kalır, şahsın ve devletin değil. Bu inkar edilemez bir gerçektir. Gerçek de hak demektir.
Ne diyor Türk Bilge Kağan. İnsan ölmek için yaratılmış, hayatı yaşayansa Tanrı’dır. Bu söz yüzde yüz doğru bir sözdür, % 99 değil. Bu nedenle Türk Bilge Kağan, Orkun yazıtlarında, “Açı doyurdum, çıplağı giydirdim, esir, köle olanı hür ve özgür kıldım” demektedir. Evet, Türk milliyetçiliği budur. Yoksa nutuk çekmek, laf söylemek, sözden ibaret bırakmak değil.
Akit gazetesi dün, yazarlarından Hasan Karakaya’nın ölüm ilanını verdi, kalp krizi diye. Bu gazetede onun dün ve öbür gün köşe yazısı çıkmadı. Meyyit-i Merhum kalkıp da bir de yazı mı yazacak? Bir Arap TV kanalı el-Cezire Karakaya’nın aşırı dozajda viagra kullandığından öldüğünü haber olarak vermiş. Medya böyle diyor. Yalan söyleyecek değiller ya. Onunla birlikte umreye gidenlerin ağzını da bıçak açmıyor. Daha gelen yok ama, suskunlar. Demek ki bir şeyler olmuş. Yani anlayacağınız, adam öbür dünyaya cenabet gitmiş. Şimdi de fıkra türetmeye başladılar onun için. Vay efendim, Azrail Erdoğan’a gelmiş de, Karakaya yetişmiş, onun canını alma, benim canımı al demiş, Azrail de 30 Aralık akşamı Karakaya’nın canını alıp gitmiş. Amanin, çok komik. Çevir çevir yanmasın. İstediğine uydurup yakıştır. Çünkü bu fıkrada nitelik yok. Fıkra dediğin kendine has özellik taşır. Kimliğini o fıkraya vurur. Nasrettin Hoca gibi. Bektaşi fıkraları gibi. Kalkıp da bir başkasına yamayamazsın. Malzeme de var, Feridun Karakaya.
Bizimki bir kutu, yani 4 adet viagra almış. Meret dikelmiş. O biçim. Şampanyanın mantarı da kıça tıpa. Milim hava kaçırmıyor. Geldik, icraat faslına. Bir nazenin içeri girmiş. Velhasıl-ı kelam, bizimki bir anda gürp. Dayanamamış, gitmiş. Malum, böyle bir halde çabuk yakalar. Adam meyyit ama, şeyi dimdik. Lobiye haber vermişler. Arkadaşları koşup gelmiş. Üstüne bir bez örtmüşler, ama şeyi dimdik, kazık gibi. Otel doktoruna haber vermişler. O da indirememiş. Kimsenin aklına cesedin kıçındaki tıpa gelmemiş. Aradan 20 saat falan geçmiş. Lobiye bir mesaj ve fotoğraf gelmiş. Bu dünyada bilgisayar olur da, öbür dünyada olmaz mı? Bizimki plajda güneşleniyor. Başına kocaman bir hasır şapka koymuş, yüzü belli değil, ama o. Şeyinin üstüne de küçük ve uygun bir hasır şapka. Örtsün diye. Demek ki, orada bile halen dimdik. Mesajda da, “Cennet’teyim. Kendimi bir anda burada buldum. Hiç sorgu sual yok, emin olun. Bir köşk verdiler, 70 tane de huri. 70 huriyi 70 odanın her birine koydum. Şimdi dışarı çıktım. Plajım da var. Gördüğünüz gibi güneşleniyorum. Şeyim halen dimdik. Ama ben bundan çok memnunum. Gasılhanedekilere söyleyin, pamuk tıkamasınlar. Zaten tıpa var. O vazifeyi görür. Buradan böyle söylediler. Yoksa fos diye inermişim. Selamlar. Ben_F. Karakaya” yazıyor. Neyse büyüklük bizde kalsın, Allah rahmet eylesin.

Adana Olay Haber

BAŞA DÖN