Iğdır’da cevap bekleyen sorular

Iğdır’da, 13 polisin şehit edildiği saldırıyla ilgili yeni detaylar ortaya çıktı. Olayda ciddi istihbarat zaafiyetinin yaşandığı belirtildi. Alınan bilgilere göre askerî; istihbarat birimleri, PKK militanlarının polise yönelik saldırı hazırlığında olduğunu emniyet birimlerine iletti, ancak yeterli önlem alınmadı.

Türkiye’yi yasa boğan Iğdır’daki bombalı terör saldırısında şehit düşen 13 polis, gözyaşları ve dualar eşliğinde toprağa verildi. Saldırının üzerinden üç gün geçti. Ancak, Dilucu Sınır Kapısı’nda görevli polis memurlarını taşıyan servis minibüsüne düzenlenen saldırıyla ilgili ihmaller zinciri hâlâ aydınlatılamadı.

Alınan bilgilere göre, saldırıya ilişkin yeni detaylar ortaya çıktı. Buna göre, PKK militanları yolun kenarına yerleştirdikleri 1 tonluk patlayıcıyı koyun sürüsüyle kamufle etti. Saldırının ardından polis minibüsünün arkasındaki zırhlı araçta yer alan polisler, saldırıyı düzenleyen 4 teröristle çatıştı. Teröristler çatışma sonrası bir traktörü şoförüyle birlikte gasp etti ve Ağrı Dağı’nın eteklerindeki barınaklarına kaçtı. Traktör şoförünün ifadesine başvuruldu ve detaylı bilgi alındı. Ancak saldırganlar hâlâ tespit edilemedi. Emniyet raporlarının dışında Askeri İstihbarat Birimleri de PKK militanlarının polise yönelik saldırı hazırlığında olduğunu iletti. Bunlar dikkate alınmadı. Bir hafta önceden PKK bir saldırı yaparak yardım gelip gelmeyeceğini test etti. Ağrı Dağı’nın eteklerinde de 80 PKK/KCK militanına yönelik operasyon yapılmadı. Gündüz gözüyle bölgeye yakın köylerde yol kesmeler oldu. Bütün bu gelişmelere rağmen yeterli tedbir alınmadı.

Yine saldırıdan hemen önce bir grup PKK’lının polis aramasında yakalandığı ancak MİT yetkilisi olduğunu söyleyen isimlerin devreye girmesiyle salıverildiği iddia ediliyor. Polisin kullandığı otobüsün zırhsız olduğu ileri sürülürken valilik, iddiaları yalanladı. Ancak aracın parçalarının olay yerinden kilometrelerce uzaklığa fırladığı biliniyor. Zırhlı araçların servis değil eskort görevi yapan araçlar olduğu görülüyor. Olayın üzerinden 3 gün geçmesine rağmen şehit polis memurlarına ait ayakkabı, gömlek parçası ve patlayan araçtan geriye kalan demir parçaları da hâlâ olay yerinde bulunuyor.

İŞTE SALDIRIYLA İLGİLİ CEVAP BEKLEYEN SORULAR

  1. Iğdır’da 13 gün önce saldırının olduğu yolda aynı polislerin bulunduğu araca teröristlerce ateş açıldı. 1 polis yaralandı. Neden operasyon yapılmadı?
  2. Saldırının olduğu yer, uluslararası yol. Teröristler nasıl rahatça bu yolun kenarına 1 ton bomba yerleştirebildi? Saldırı istihbaratı ve polisler hedef olmasına rağmen neden güvenlik önlemleri alınmadı?
  3. Koyun sürüleri ve kamyonla kamufle bilgisi hususunda yapılan incelemede ne netice alındı?
  4. Saldırıdan kısa süre önce bazı teröristlerin polis aramalarında yakalandığı, ancak MİT görevlileri tarafından teslim alınarak serbest bırakıldığı iddiaları doğru mu? Polisin adli makamlara sevk etmekte ısrar ettiği teröristlerin MİT görevlilerince savcıya baskı yapılarak serbest bıraktırıldığı iddiası doğru mu?
  5. Yeniçağ Gazetesi yazarı Ahmet Takan’ın iddiasına göre İl Emniyet Müdürü kendisine zırhlı arazi aracı aldırdı, polisler ise zırhsız servis araçlarıyla görev yerlerine gönderildi. Bu iddia doğru mu?
  6. Iğdır Vali Yardımcısı Mevlüt Özmen, Twitter hesabında örgüt militanlarına işlem yapmayan herkes hakkında soruşturma açılsın paylaşımı yaptı. Peki bu işlemleri kim engelledi?
  7. Saldırının yaşandığı ilçe İran, Ermenistan, Nahcivan ve Ağrı Dağı arasında kalan bir nokta. Ağrı Dağı’nda yuvalanan PKK’lılara yönelik askerin operasyon taleplerinin engellendiği doğru mu?
  8. PKK’nın, Ağrı ve Iğdır’da yaylalarda çocukları alıp, yaz tatiline çıkan ilköğretim öğrencilerine dağda örgüt propagandası yaptığı, silahlı eğitim verdiği ihbarları neden sümen altı edildi?
  9. Iğdırlı köylüler, Ağrı Dağı eteklerindeki tarlalarına gidemediğini, güpegündüz karşılarına silahlı teröristlerin çıktığını, ürünlerinin tarlalarda çürüdüğünü söylüyor. Bölgeye neden operasyon yapılmıyor?
  10. Tarihinde ilk kez şehit veren Karakoyunlu ilçesinde saldırıyı gerçekleştiren iki teröristin gündüz vakti silahları ile birlikte ilçeye elini kolunu sallayarak geldiği ve bir pastanede kahvaltı yaptığı belirtiliyor. Bu bir güvenlik zafiyeti değil mi?
  11. Ağrı Dağı eteklerinde bulunan üniversite mevkiinde PKK’lıların gündüz vakti yol keserek, araç yakması ve 4 aracı kaçırması üzerine 2 bin metredeki Korhan Yaylası yoluna Iğdır Valiliği’nin hendek kazması bir zafiyet değil mi? Asker neden bölgeye operasyon düzenlemek yerine hendek kazmaktadır?
  12. Iğdır’da şehit olanların 8’i şubelerinden çıkarılıp yol uygulamasına verilen polisler iddiası doğru mu? Gördükleri eksiklikleri rapor ettiği için 30 polis hakkında soruşturma açıldı mı? Bu ihmalleri ile uzman personeli dağıtan ve olayları sümen altı eden amirleri hakkında ne işlem yapıldı?

ZAMAN-GÜNDEM

Gözaltına alınanlara yöneltilen sorular, operasyonun hedefinin medyayı susturmak olduğunu gösteriyor

CHP İstanbul milletvekilleri Barış Yarkadaş, gözaltına alınan isimlere sorulan soruların, İpek Medya Grubu’na yapılan baskının medyayı susturma operasyonu olduğunu ortaya koyduğunu söyledi.

Yarkadaş, gözaltına alınan 7 kişiye sorulan soruların bu operasyonun şirketlere, kara para aklamaya yönelik değil, aksine doğrudan medyayı hedef aldığını gösterdiğini belirtti. Anamuhalefet partisinin oluşturdu Medya Komisyonu’nda yer alan İstanbul milletvekilleri Barış Yarkadaş, Eren Erdem ve Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında medyaya yönelik operasyona dair açıklamalarda bulundu. Barış Yarkadaş, konuşmasına 4 polisin şehit olması sebebiyle başsağlığı dileyerek başladı. Ardından, CHP’nin kurduğu Medya Komisyonu’nun yaptığı çalışmalar hakkında bilgi verdi. İpek Medya Grubu, Sözcü, Zaman ve Birgün gibi gazeteleri ziyaret ettiklerini söyledi. Bu medya organlarının baskı altında ve mali kıskacında olduklarını örnekleriyle, ayrıntılarıyla anlattıklarını dile getirdi. Her gün polis baskını olacağı psikolojisiyle işe gelindiğini vurguladı.

KAMU BANKALARININ REKLAMLARI HAVUZ GAZETELERİNE AKITILIYOR!

Barış Yarkadaş, “Türkiye’yi oksijensiz bırakmak, sadece kendilerinin duyacağı bir sese mahkûm etmek istiyorlar. Adeta Erdoğan rejimi oluşturulmaya çalışılıyor. Yargı, maliye, reklam verenlerin baskısıyla ehlileştirmeye, susturulmaya, terbiye edilmeye çalışılıyor. 250 milyon liralık kamu bankaları reklam vermişler. Ama bundan tek bir muhalif gazete faydalanamamıştır. Tamamı AKP iktidarını destekleyen, havuz medyası denilen medyaya gitmiştir.” diye konuştu.

Barış Yarkadaş, Anka Haber Ajansı’nın da baskı altında sindirilmeye çalışıldığını anlattı. Basit sebeplerle çalışanların basın kartlarının iptal edildiğini söyledi. Baskı altındaki tüm televizyon ve gazetelerin genel yayın yönetmelerinin bir araya geleceğini anlatan Yarkadaş, “Ne Erdoğan’ın tek adam olma heveslerine ne de AKP’nin otoriter anlayışına teslim olmayacak. Buna en baştan medya çalışanları ve CHP karşı duracak.” ifadelerini kullandı. Yurt gazetesini ziyaretleri sırasında Cumhurbaşkanlığı tarafından açılan 6 davanın tebligatının geldiğini belirten Yarkadaş, bunun adının Erdoğan rejimi oluşturulurken medyayı teslim almak olduğunu vurguladı.

Barış Yarkadaş, İpek Medya Grubu’na yönelik yapılan operasyonda gözaltına alınan 7 kişiye sorulan sorulara dikkat çekti. Söz konusu soruların bu operasyonun şirketlere, kara para aklamaya yönelik değil aksine doğrudan medyayı hedef aldığını gösterdiğini dile getirdi. Sorulardan birinin de Bugün gazetesine ‘para aktarılıp aktarılmadığının’ olduğunu ifade etti. Operasyonun medyayı susturma operasyonu olduğunu, tüm toplumu hedeflediğini aktaran Yarkadaş, “Eğer mali suç varsa tabii araştırılmalıdır. ‘Kara para aklama operasyonu yapıyorum’ diye Bugün gazetesi ve Bugün TV’ye el koymaya çalışmak kabul edilemez.” şeklinde konuştu.

MANŞETLERİ SARAY ATIYOR

CHP İstanbul Milletvekili Eren Erdem ise medyayla savaşın faşizmin en ileri aşaması olduğunu vurgulayarak, “Faşizme karşı birleşmeyenler, faşizmin zindanlarında buluşurlar.” dedi. Bugün bazı gazetelerin manşetlerinin Saray’ın içinden atıldığını öne süren Erdem, havuz medyasının gazetecilik yapmadığını, parti bülteni olarak çıktığını ifade etti. CHP Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer de hukukun bir gün herkese lazım olacağını belirterek, baskı gören herkesin yanında olacaklarını kaydetti.

ZAMAN-POLİTİKA

Dershane baskınında komik sorular: Akvaryum dışında başka hayvan yetiştiriyor musun?

Başarılarıyla ön plana çıkan dershane ve okulları hedef alan operasyonlar sürüyor.

Eskişehir İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele (KOM) koordinesinde hareket eden 8 devlet kurumu (Emniyet, İtfaiye, Vergi Dairesi, SGK ile Tarım, Şehircilik, Sağlık ve Milli Eğitim), kentteki Özel Samanyolu ve FEM’e bağlı dershanelere baskın yaptı. Polis koordinesinde 40 gün önce kapanmış dershaneye denetim adı altında yapılan operasyonda dershane yöneticilerine garip sorular soruldu. Kurum görevlilerine yaklaşık bin 400 soru yöneltilirken Milli Eğitim ve Şehircilik İl Müdürlüğü ekiplerinin soruları herkesi şaşırttı. Şehircilik Müdürlüğü çalışanları da merdiven basamaklarını ölçüp çatıdaki yağmur oluklarının delik veya yıpranmış olup olmadığını kontrol etti. Tarım İl Müdürlüğü’nce yemekhane ve kantinin ilaçlanıp ilaçlanmadığı soruldu. 4 günden bu yana devam eden baskın ve denetimlerde eğitimcilere, eğitimle ilgili hiçbir soru sorulmadı. Baskına gelen memurlar, polislerin çağırmasıyla buraya geldiklerini, talimatın kimden geldiği konusunda bir bilgilerinin olmadığını belirtti. Bazı görevliler ise kendilerinin valilik tarafından görevlendirildiklerini kaydetti. Yaşanan bu trajikomik durum kurum avukatları tarafından tutanak altına alındı.

EKİPLER EĞİTİM İLE İLGİLİ SORULAR SORMUYOR

Dershane müdürlerinden Kemal Ballı ise dershane yöneticilerine eğitim ve başarılarıyla ilgili hiçbir sorunun sorulmadığının altını çizdi. Dershanelerinde eğitim gören 19 öğrencinin 2015 LYS’de Türkiye genelindeki ilk 100 öğrencinin arasına girerek önemli dereceler elde ettiğini anlatan Müdür Ballı, tüm branşlarda il birinciliği elde ettiğini belirtti. Anafen Dershaneleri’nin ise bu seneki TEOG sınavında iki Türkiye birinciliği, 3 öğrencilerinin de 500 tam puan aldığını anlatan Ballı, şöyle dedi: “Gelen ekipler ne hikmetse eğitim, başarılar, eğitimin kalitesi, durumu, artıları veya eksileriyle ilgili hiçbir soru sormadı. Bizim için önce insan gelir, insana değer, saygı gelir. Keşke bizlere eğitimdeki başarılarımızı, sınavlarda başarılı olan öğrencilerimizi, nasıl nesil yetiştirdiğimizi sorsalardı da anlatsaydık.”

İşte 900 sorudan bazıları

-Kurumunuzda akvaryumun dışında başka hayvan yetiştiriyor veya besliyor musunuz?

-Çocukların boy ve kilolarını ölçüyor musunuz? Bu işi yapan cihazlar kurumunuzda var mı?

-İstiklal Marşı levhası üzerindeki Türk bayrağı dalgalı gözüküyor mu? Üstünde Milli Eğitim Bakanlığı’nın meşalesi bulunuyor mu?

-Atatürk posteri, İstiklal Marşı ve Atatürk’ün Gençliğe Hitabeleri kurumlarınızda var mı?

-Atatürk’ün posterinin üzerinde Mustafa Kemal yazıyor mu? Atatürk’ün doğum ve ölüm tarihi var mı?”

ZAMAN-GÜNDEM

Çağlayan’da kafa karıştıran sorular cevapsız kaldı

Savcı Kiraz’ın 8 saatlik rehin olayından sonra şehit edilmesi, istihbarat ve güvenlik zafiyetini ortaya çıkarttı. Operasyondaki skandallar da sorgulanıyor. İşte cevap bekleyen sorular:

SİLAH VE BOMBALAR ADLİYEYE NASIL SOKULDU?

Türkiye’nin en korunaklı adliyesine silah ve bombanın nasıl sokulduğu netleşmedi. İçeri girmek isteyenler tepeden tırnağa aranıp x-ray cihazından geçiriliyor. Sadece kimlik gösteren avukatlar içeriye girerken aranamıyor.

SALDIRGANLAR ADLİYEYE NASIL GİRDİ?

Saldırganların avukat cübbesiyle içeriye girdiği söylendi. Bu, hem Cumhurbaşkanı hem Başbakan’ın konuşmalarında kullanıldı. Ardından avukatların adliyeye girişlerine ilişkin düzenleme yapılacağı duyuruldu. Ancak saldırganların takım elbiseli olduğu, sahte avukat kimlikleriyle giriş yaptığı ortaya çıktı. Cübbe yalanını kim uydurdu? Bu dezenformasyonla olay siyasi yeni yasaklara bahane olarak mı kullanılıyor? Sahte avukat kimlikleri nasıl hazırlandı?

İSTİHBARAT VE MİT NEDEN İZLEMEDİ?

Şafak Yayla ve Bahattin Doğruyol gibi DHKP-C’nin canlı bomba listesinde olan isimlerin güvenlik güçleri tarafından neden takibi yapılmadı? 30 Ocak’ta Taksim Meydanı’nda polise ateş ederek kaçan Elif Sultan Kalsen de 2 aydır emniyet birimleri tarafından bulunamadı. Dün İstanbul Emniyeti’nin önünde silahla ateş ederken vurularak öldürüldü.

MÜZAKERELER NEDEN BİTİRİLDİ?

DHKP-C militanlarıyla 6 saat süren müzakerelerden sonra neden operasyon kararı alındı? Teröristler isteklerini söylemiş ve saat 18.00 sularında emniyet, teröristlerin isteklerini kabul etmişti. 20.25’te operasyon başladıktan sonra iki terörist, savcıyı başından vurarak şehit etti. Güvenlik birimleri, operasyon kararını verirken savcının hayatının kurtarılmasına dair strateji izledi mi?

OPERASYON KARARINI KİM VERDİ?

DHKP-C militanları iki kez süre uzatımına gitti. Önce 15.36’da sonra 19.49’da. Berkin Elvan’ın babası Sami Elvan ile konuşan teröristlere benzer yöntemle müzakere uzatma, konuşarak ikna yöntemi için farklı teklifler ve taktikler denendi mi? Bu tip müzakerelerde her şey görüntülü ve sesli kayda alınıyor. Bu kayıtlar yapıldı mı? Varsa burada polisin ya da operasyon talimatını verenlerin hataları var mı? Operasyon emri kimden geldi? Siyasi baskılar, bu operasyon kararında etkili oldu mu?

SAVCININ DOSYALARI DIŞARI SIZDI MI?

Baskın yapanlar, savcının odasındaki dosyaları inceledi mi? Yaşamını yitiren savcı, Berkin soruşturmasında ve Gezi olaylarında görev alan polisleri mercek altına almıştı. DHKP-C militanları, polislerin listesine ya da savcının masasındaki soruşturma dosyalarına ulaştı mı, yeni bilgiler örgüte ulaştı mı?

BASINA SANSÜR VAR, TERÖRİSTLERE ENGEL NİYE YOK?

Olayla ilgili çok geçmeden basın mensuplarına yayın yasağı getirilmesine rağmen DHKP-C militanları sosyal medyadan örgütün propagandasını yaptı. Örgüt propagandası jammer gibi cihazlarla neden engellenmedi?

SAVCIYA KORUMA VERİLDİ Mİ?

Kafaları karıştıran en önemli konulardan biri ise Savcı Mehmet Selim Kiraz’a koruma verilip verilmediği. Alınan bilgilere göre, İl Koruma Kurulu kararı ile İstanbul’da görev yapan terör ve örgütlü suçlarla mücadele eden savcı ve hâkimlerin korumaları 10 gün önce geri alındı. Bu doğru mu?

ZAMAN-GÜNDEM

Savcıdan yayın yönetmenine komik sorular: Bu haberleri neden yapıyorsunuz?

Medyayı susturma operasyonunda savcının Ekrem Dumanlı’ya yönelttiği soruların gazetecilik faaliyetine yönelik olduğu öğrenildi. Örgüt üyeliği yalanını güçlendirmek için dershanelerin kapatılması sürecinde haber yapılması suç gibi sunuldu. Yolsuzluk soruşturmalarında görev alan polislere yapılan operasyonların haberleştirilmesi de delil sayıldı.Özgür basına darbe operasyonunda savcı tarafından Zaman Gazetesi Yayın Müdürü Ekrem Dumanlı ve Samanyolu Yayın Grubu Başkanı Hidayet Karaca’ya yönelttilen sorular, gazetecilik faaliyetinin yargılama konusu yapıldığını ortaya koydu. Alınan bilgilere göre savcı Fuzuli Aydoğdu, Zaman’da yayınlanan 2 köşe yazısı ve 1 habere dayanarak Dumanlı’ya ‘silahlı örgüte üye olmak’ suçlaması yöneltti. Başkaca delil gösterilmedi. Gazetecilik faaliyetinin altında suç arayan savcı, Dumanlı’ya adeta sorgu genelinde “Neden gazetecilik yaptın?” diye sordu. Örgüt üyeliği suçlamasını güçlendirmek için dershanelerin kapatılması sürecinde haber yapılması suç gibi takdim edildi. Yine yolsuzluk soruşturmalarında görev alan polislere yönelik operasyonlarda yaşananların haberleştirilmesi delil sayıldı. Karaca’ya da Samanyolu TV’de yayınlanan dizilerdeki hayali karakterler arasında geçen diyaloglar delil yapılarak ‘örgüt yöneticisi olmak’ suçlaması yöneltildi. Sorguda, gazetecilik mesleğini terör suçu ile yan yana getirme amacı güden kurgu soru ve iddialar sıralandı. Savcının bir gazetenin herhangi bir konuda haber yapmasının altında özel bir anlam araması tüm basın yayın kuruluşlarını tehdit ediyor.Her ne kadar gazetecilere yönelik operasyonun gerekçesi El Kaide bağlantılı Tahşiye grubunun ‘mağdur’ edilmesi olarak lanse edilse de, aslında yolsuzluk haberlerinin intikamının alındığı gazetecilere yöneltilen sorulardan görülüyor. Savcının Dumanlı ve Karaca’ya yönelttiği sorular, Tahşiye grubu ile ilgisi olmayan konulardan oluştu. Dumanlı’nın dershanelerin kapatılması sürecinde kaleme aldığı ‘Başbakan’a açık mektup’ başlıklı yazısına suç muamelesi yapıldı. Dumanlı’nın, dershanelerin kapatılmasına ilişkin fikirlerini aktardığı yazısıyla ilgili soruya “Herhangi bir dershane ile bir bağlantım yoktur. Dershaneler konusunda sadece ben ve bizim gazete değil bütün basın bunu aylarca tartıştı. Dershanelerin kapatılmaması için Başbakan’a açık mektup şeklinde gazetemde kendi köşemde yazıda yazdım.” şeklinde cevap verdiği öğrenildi. Fethullah Gülen Hocaefendi’nin 2009’daki bir sohbeti de, takip eden günlerde haber olarak Zaman’da yer almıştı. Herhangi bir somut delile dayanmadan bunu suçmuş gibi kabul eden savcı, Dumanlı’ya bu sohbetin neden haber yapıldığını sordu. Yine Tahşiye isimli grup hakkında Ahmet Şahin ve Hüseyin Gülerce tarafından kaleme alınan yazılar soruldu. Dumanlı, bunların rutin gazetecilik faaliyeti olduğunu vurguladı. Ülke gündeminde önemli yer teşkil eden ve birçok haber kuruluşu tarafından takip edilen konuların Zaman Gazetesi tarafından da haber ve köşe yazılarına konu olabileceğine dikkat çekti. Gazetecilik faaliyetinin suç olarak kabul edildiğini ifade eden Dumanlı, aynı konuda haber yapan Hürriyet ve Vatan gazetelerinin nüshalarını örnek gösterdi. Hocaefendi’nin farklı tarihlerde yaptığı sohbetler birçok gazete tarafından haberleştirilmişti.SAVCI MASUMİYET KARİNESİNİ HİÇE SAYDISoruşturma savcısının, yolsuzluk ve terörü soruşturan polislere yönelik 22 Temmuz’da yaşanan operasyona ilişkin sorular da yönelttiği belirtildi. Sahur operasyonu, bütün medya kuruluşları tarafından yakından takip edilmişti. Hiçbir delil göstermeden Zaman’da çıkan haberleri ‘çarpıtma’ olarak nitelendiren savcı, hukukun temel ilkelerinden olan masumiyet karinesini hiçe saydı. Savcının Ekrem Dumanlı’ya, gözaltına alınan polislerden Ali Fuat Yılmazer, Yurt Atayün ve Ömer Köse gibi isimlerle akrabalığı olup olmadığı yönündeki sorusunun amacı ise anlaşılamadı. Dumanlı’nın ise bu kişileri haklarındaki olaylar sebebiyle basından tanıdığı kaydedildi. Sorulan sorular ve gösterilen belgeler nedeniyle gözaltına alınmaması gerektiği kanaatinde olduğunu vurgulayan Dumanlı, bunun Türkiye için üzüntü verici olduğunu dile getirdi. İki yazı ve bir haber için bu kadar zahmet verilmesinin üzüntü verici olduğunu söyleyen Dumanlı, hiçbir örgütle ilişkisi bulunmadığını vurguladı. Gazetenin yayınıyla ilgili Hocaefendi’den talimat alınmasının söz konusu olmadığının altını çizdi.Demokrasiden asla dönüş yokÖzgür basına darbe operasyonunda gözaltına alınan Zaman Genel Yayın Müdürü Ekrem Dumanlı ve Samanyolu Yayın Grubu Başkanı Hidayet Karaca ile birlikte 12 kişi, hukuk skandallarına sahne olan bir sorgulama sonucu tutuklanmaları talebiyle mahkemeye sevk edildi. Dumanlı ve Karaca, sabah erken saatlerde geniş güvenlik önlemleri altında Eyüp Devlet Hastanesi’nde sağlık kontrolünden geçirildi. Hastane girişinde iki işaret parmağını havaya kaldıran Dumanlı, kendisini görüntüleyen kameralara, “Yezidlere boyun eğmek yok. Demokrasiden dönüş yok. Özgürlükten dönüş yok.” dedi. Muayenesi bir buçuk dakika süren Ekrem Dumanlı, hastaneden el sallayarak çıktı. Gazetecilere, “Allah’a emanet olun. Vatan sağ olsun, ülke sağ olsun.” diye seslendi. Polis otobüsünün ön koltuğuna otururken de basın mensuplarına el salladı. Ancak polis ekipleri, Dumanlı’nın önüne geçerek gazetecilerin görüntü almasını engelledi.Özgür Türkiye, özgür basın susmazSamanyolu Yayın Grubu Başkanı Hidayet Karaca da Zaman Genel Yayın Müdürü Ekrem Dumanlı’dan beş dakika sonra Eyüp Devlet Hastanesi’ne getirildi. Hastane girişinde basın mensuplarının sorularını cevaplayan Karaca, “Bir dizi filminden terör örgütü oluşturuluyor. Özgür Türkiye özgür basın susmaz.” dedi. Karaca, beş dakikalık sağlık kontrolünün ardından hastaneden çıktı. Kendisini bekleyen basın mensuplarına dönerek, “Bir medya grup başkanı eğer terörden tutuklanıyorsa daha ne diyeyim. Yeni Türkiye demokrasisinin geldiği nokta bu.” diyerek el salladı. Öte yandan Karaca’nın gözaltı sırasında büyük bir skandala maruz kaldığı ortaya çıktı. Karaca’nın avukatı Fikret Duran, müvekkiline ilaç içmesi için su verilmediğini duyurdu. Duran, yaşananları Twitter hesabından şu ifadelerle duyurdu: “Müvekkilim Hidayet Bey ilaç almak için su istiyor, su vermiyorlar. Nezarethane çok soğuk Hidayet Bey zaten hasta”
ZAMAN :: GÜNDEM

Ahmet Şahin Hoca’ya, savcıdan komik sorular: Tek Türkiye’yi izledin mi, rahle nedir?…

14 Aralık medyaya darbe operasyonunun gözaltı listesindeki Zaman yazarı Ahmed Şahin, dün Savcı İrfan Fidan’a ifade verdi. Şahin’e, İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’nde ilginç sorular yöneltildi.Edinilen bilgiye göre savcı, 79 yaşındaki fıkıh uzmanı Şahin’e 5 yıl önce kaleme aldığı, içinde sadece bir kez ‘tahşiye’ kelimesi geçen dinî içerikli köşe yazısını sordu. Ahmed Hoca’ya Tek Türkiye ile Şefkat Tepe dizilerini izleyip izlemediği, ‘rahle’ ve ‘tahşiye’ kelimelerinin anlamı da soruldu. Şahin, Fethullah Gülen ile görüşüp görüşmediği ve gazetenin talimatıyla yazı yazıp yazmadığı sorularına muhatap oldu. Dizi izlemediğini ve 24 yıldır gazeteden hiçbir yazı talimatı almadığını belirten Şahin, Gülen ile ilgili soruya, “Kendisi benim nezdimde mevcutlar içerisinde ahirete yönelik en iyi din âlimidir.” cevabını verdi. Sorgudan sonra serbest bırakılan Şahin’in avukatı Yusuf Danyal Kılıçalp “Sözün ve hukukun bittiği yerdeyiz. Müvekkilimle ilgili suçlama darbe girişimi ve örgüt üyeliği. İsnat edilen suç, bu yazıyla, Türkiye Cumhuriyeti’nin egemenliğini yıkmak için ortaya çıkmış bir örgüte üyelik. Bir hukukçu olarak müvekkilime sorulan sorulardan utanıyorum.” dedi.Kamuoyunda demokrasi ve medyaya darbe olarak nitelendirilen operasyonda gözaltına alınan isimlerin ifade işlemleri sürüyor. Basın özgürlüğünü ayaklar altına alan soruşturmayı yürüten savcılar, ender rastlanan bir uygulamaya imza attı. Gözaltındaki isimlerin savcılık sorguları adliye binası yerine Vatan Caddesi’ndeki emniyet binasında alınıyor. İfade işlemine dosyanın asıl savcısı Hasan Yılmaz’ın dışında polise yönelik operasyonları yürüten Savcı İrfan Fidan da katılıyor. İlerleyen yaşına rağmen hakkında gözaltına alınma ve adresinde arama kararı çıkartılan Zaman Gazetesi yazarı Ahmed Şahin’in ifadesini de Savcı İrfan Fidan aldı.79 yaşındaki Fıkıh âlimi Ahmed Şahin dün serbest bırakılırken savcının yönelttiği sorular soruşturmanın ‘komedi’ye döndüğünü ortaya koydu. Alınan bilgilere göre, “Tahşiyenin kelime anlamı nedir?”, “Rahlenin kelime anlamı nedir?” gibi sorular yönelten savcı, Tahşiye ve Rahle yayınevleriyle Şahin arasında bağlantı kurmaya çalıştı. Savcının bu tarz sorular sorması şaşkınlıkla karşılandı. Ahmed Şahin Hoca rahle için, “Benim rahleden anladığım, Kur’an-ı Kerim’in okunmak için üstüne konulduğu sehpadır.” Tahşiye için ise “Bildiğim kadarıyla kitapta anlamı açık olmayan bazı ibarelerin sayfa altında açıklamasıdır.” cevabını verdiği öğrenildi. Ahmed Şahin’in sorgusunda dikkat çeken diğer husus ise Samanyolu’nda yayınlanan ‘Tek Türkiye’ ve ‘Şefkat Tepe’ dizilerine ilişkin birçok soru sorulması oldu. Şahin, ısrarla dizileri izlemediğini belirtmesine rağmen kendisine dizilerde geçen ifadelerle dizide geçen bazı sahneler soruldu.Ahmed Şahin hocanın darbe girişimi ve örgüt üyeliğiyle suçlandığı yazı da savcının yönelttiği sorular arasındaydı. 5 yıl önce kaleme alınan dini içerikli köşe yazısının içinde sadece bir kez ‘tahşiye’ kelimesi geçiyordu. Yazıyı hatırlatan savcı, “Fethullah Gülen’in bir sohbetinde tahşiyeden bahsediliyor. Size bununla ilgili talimat mı geldi? Ekrem ‘Dumanlı bu yazı ile ilgili size talimat mı verdi?’ diye sordu. Savcı, Ekrem Dumanlı, Hüseyin Gülerce ve Nuh Gönültaş gibi isimlerin yazılarıyla, kendisine ait “İslam’da irtica ve takiye yoktur” yazısı arasında bağlantı kurmaya çalıştı. Hocaefendi’nin sohbetinde geçen, “Bir bakarsınız ‘Tahşiye’ diye bir örgüt daha kurarlar ve çuvaldızı dahi olmayan insanları bu örgüt vasıtasıyla terörist ilan ederler.” cümlesinin birçok iddia ve soruya temel teşkil ettiği anlaşıldı.İfade esnasında Fethullah Gülen Hocaefendi’ye ilişkin sorular da dikkat çekti. “Fethullah Gülen ile ilgili haberleri takip eder misiniz?”, “Fethullah Gülen tarafından size verilen görev ya da talimat var mıdır?” gibi soruların yanı sıra Hocaefendi’nin ‘İrtica Paranoyası’ adlı sohbetine ilişkin bazı sorular da ifadede yer aldı. Edinilen bilgilere göre Ahmed Şahin bu sorulara özetle şu karşılığı verdi: “Fethullah Gülen’i takip ederim. Kendisinden talimat almam söz konusu değil. Bahsi geçen sohbeti dinlemedim. Yazılarımda görüşlerinden yararlandığım olmuştur. Kendisi benim nezdimde mevcutlar içerisinde ahirete yönelik en iyi din âlimidir. Ben kendisini bu şekilde tanırım.”Ahmed Şahin Hoca’nın avukatı: Sözün ve hukukun bittiği yerdeyizEmniyette verdiği ifadesinin ardından serbest bırakılan Ahmed Şahin Hoca’nın avukatı Yusuf Danyal Kılıçalp açıklamalarda bulundu. Kılıçalp, “İfadeyi İrfan Fidan savcı aldı. Şu an sözün ve hukukun bittiği yerdeyiz. Müvekkil ile ilgili suçlama; darbe, örgüt üyeliği. Örgüt üyeliğinden dolayı soruşturma yapılmış.” dedi. Şahin’in savcıya verdiği ifadenin içeriği ile ilgili Kılıçalp şunları söyledi: “Zaman gazetesinde 2009 yılında yazılmış bir yazı var. Fethullah Gülen’in bir sohbetinde tahşiyeden bahsediliyor. Size bununla ilgili talimat mı geldi? Ekrem Dumanlı bu yazı ile ilgili size talimat mı verdi?’ diye soruldu. 79 yaşında olduğunu belirten Şahin, sadece dinî konularla ilgili yazı yazdığını söyledi. Sorulan sorular karşısında bir hukukçu olarak utanıyorum. Nasıl böyle bir iddiada bulunulur. Halen anlamış değilim.” Yapılan yeni düzenlemelere de tepki gösteren avukat Kılıçalp, “Makul şüphe ile ilgili bir düzenleme yapıldı. Hiç kimsenin hukuk güvenliği kalmamıştır. Herkes gözaltına alınabilir. Bundan dolayı utanıyoruz.” ifadelerini kullandı.
ZAMAN :: GÜNDEM

BAŞA DÖN