CUMHURBAŞKANI R. TAYYİP ERDOĞAN’IN 29 EKİM CUMHURİYET BAYRAMI MESAJI

Bugün, millet olarak istiklalimiz ve istikbalimiz için verdiğimiz son büyük mücadele olan Kurtuluş Savaşımızı zafere ulaştırmamızın ardından ilan ettiğimiz Cumhuriyetimizin 92’nci kuruluş yıldönümüdür.

81 ilimizde ve dünyanın dört bir yanında yaşayan tüm vatandaşlarımızın Cumhuriyet Bayramını kutluyorum.

29 Ekim 1923’te ilan ettiğimiz Cumhuriyetimizin 92’nci kuruluş yıldönümü coşkusunu, millet olarak hep birlikte paylaşıyoruz.

Cumhuriyetimizin 92 yıllık tarihi, milletimizin en zor şartlarda nasıl yeniden ayağa kalkabileceğini gösteren, geleceğimiz için bize umut veren, attığımız her adımda ders almamız gereken bir dönemdir.

600 yıllık bir cihan devletinin enkazı üzerinde yükselen genç Cumhuriyetimizi, Aziz Atatürk’ün veciz bir şekilde ifade ettiği “muasır medeniyet seviyesinin üzerine çıkarma” mücadelesini, ilk günkü heyecanla, azimle ve şevkle sürdürüyoruz.

Bugün Türkiye Cumhuriyeti Devleti, sadece kendi vatandaşlarının değil, aynı zamanda bölgemizdeki ve dünyadaki tüm mağdurların, mazlumların, soydaş ve kardeş toplulukların da umut kaynağıdır.

Birliğimize, beraberliğimize, kardeşliğimize yönelik saldırıların gerisinde, Cumhuriyetimizin işte bu seviyeye ulaşmış olmasından duyulan rahatsızlık vardır.

1919’da çok zor şartlarda başlattığımız Kurtuluş Savaşımızı, 1923’te nasıl yeni devletimizin kuruluşunu ilan ederek taçlandırdıysak, bugün karşılaştığımız sıkıntıları da, inşallah, 2023 hedeflerimize ulaşarak geride bırakacağız.

Milletimizin ortak eseri olan Cumhuriyetimize sahip çıkmak, ülkemizin ve milletimizin geleceği için çalışmak, mücadele etmek, gerektiğinde fedakârlıkta bulunmak, hepimizin müşterek vazifesidir.

78 milyon vatandaşımızın her bir ferdi, bu ülkenin, Cumhuriyetin, aynı haklara sahip, ortak bir geçmişi ve ortak bir geleceği paylaşan, tasada ve kıvançta bir evlatlarıdır.

Milletimizin fertlerini kökeni, inancı, mezhebi, meşrebi, kültürü, kılık-kıyafeti üzerinden ayrıştırmaya kalkan herkes, Cumhuriyetin ruhuna, özüne ihanet içindedir.

Geçtiğimiz yıllarda, devletle milletin, tıpkı 92 yıl önce olduğu gibi, birlik ve beraberlik içinde büyük hedeflere yöneldiği bir dönemi hep birlikte inşa ettik.

Önümüzdeki dönemde, ülkemizin diğer tüm kazanımlarıyla birlikte bu mirasa da, yine hep beraber sahip çıkmalıyız.

Cumhuriyetimizin kuruluşunun 100’üncü yılına, hem 2023 hedeflerimize ulaşmış, hem de birliğimizi, beraberliğimizi, kardeşliğimizi en üst seviyeye çıkarmış olarak gireceğimize yürekten inanıyorum.

Bu duygularla, Cumhuriyetimizin banisi Gazi Mustafa Kemal başta olmak üzere, bu toprakları bir kez daha bizlere vatan kılan tüm gazilerimizi, şehitlerimizi rahmetle, minnetle yâd ediyorum.

29 Ekim Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun.

Recep Tayyip ERDOĞAN

Cumhurbaşkanı

Posof Sınır Gazetesi

Seçimin yenilenmesinin sorumlusu Tayyip Erdoğan’dır, iç savaş kapıda

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 7 Haziran genel seçimlerinin sonucunu hiçbir zaman ‘hazmedemediğini’ söyledi.

Partisinin il başkanları toplantısı sonrasında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulunan Bahçeli, Erdoğan’ın koalisyon hükümeti kurulmaması için her şeyi yaptığını anlattı. Ahmet Davutoğlu’nun koalisyon görüşmelerinde hiçbir zaman samimi olmadığını, Erdoğan’ın talimatlarını yerine getirdiğini kaydetti. İç savaş uyarısında bulundu. İktidar yandaşlarının, kardeşi şehit edilen yarbaya yönelik linç girişimine de tepki gösterdi. Bahçeli’nin konuşmasından satır başları şöyle:

HER ŞEYİ OLDUBİTTİYE GETİRDİ:“Erdoğan, her fırsatta koalisyonu kötülemiş, uzlaşmanın önüne geçmiştir. Her zemin ve ortamda siyasi partilere parmak sallamış, tekrar seçim hatırlatması yapmıştır. 7 Haziran Milletvekilliği Genel Seçimi’nin yenilenmesinin yegane sorumlusu, asıl suçlusu öncelikle Recep Tayyip Erdoğan’dır. Erdoğan her şeyi oldubittiye getirmiştir. Geçtiğimiz cuma günü seçim tarihini bile ilan etmiştir. Ne var ki, Anayasa’da Cumhurbaşkanı’nın görevleri arasında seçim tarihini tayin yetkisi görülmemektedir.”

NAMLUNUN UCUNDA SEÇİME GİDİYORUZ:“Seçim güvenliğinin temini şaibeli ve şüpheliyken milletimizin önüne tekrar sandık koyulması çok sakıncalıdır. Görünen gerçek odur ki, Türkiye namlunun ucunda seçim yapacaktır. Buna rağmen Recep Tayyip Erdoğan’ın arzu ve emeli nihayetinde gerçekleşmiş ve 7 Haziran Milletvekilliği Genel Seçimleri’nin yenilenmesi kararlaştırılmıştır. Erdoğan en sonunda muradına ermiş, amacına ulaşmıştır.”

BÖLÜNMENİN EŞİĞİNDEYİZ:“Türkiye Erdoğan ve hükümetteki memuru Davutoğlu’nun kıskıvrak eline mi düşmüştür? Dövizin fren tutmadığı, faizlerin yükseldiği, ekonomik göstergelerin alarm verdiği bir dönemde AKP ülkeyi seçim kulvarına sokmuştur. Bu aziz ülkenin AKP’den kurtulması da haktır, milli vecibedir. Yoksa iç savaş kapımızdadır. Bölünme dibimizdedir. Kardeşin kardeşe silah doğrultması an meselesidir.”

AKP-HDP YAN YANA GELDİ:“Koalisyon kurdurmayan Erdoğan HDP’ye kapı aralamıştır. Davutoğlu ne yaparsan yapsın, ne derse desin Dolmabahçe’deki aile fotoğrafında poz verdiği siyasi bölücülerle Bakanlar Kurulu’nu teşkil edecektir. Biz başından beri AKP ile HDP’nin gerçek niyetlerinin anlaşılabilmesi için hükümet kurması gerektiğini söyledik.”

AKP TÜRKİYE’Yİ KANDIRDI:“13 Temmuz 2015’ten 13 Ağustos 2015 tarihine kadar yaklaşık 32 günlük sürede AKP ile CHP 50 saate yakın bir görüşme serisi gerçekleştirmiştir. Ne var ki, partimizin tüm iyi niyetli ve olumlu desteklerine rağmen; AKP ile CHP arasındaki temas ve toplantılar bir koalisyonu doğurmamıştır. AKP ile CHP Türkiye’yi kandırmıştır.”

YARBAYIMIZ, ŞEREFSİZLERİN GÖZÜNE BATTI!: “Beytüşşebap ilçesinde şehit edilen kardeşi Yüzbaşı Ali Alkan’ın tabutuna sarılıp haklı ve meşru tepkisini gösterirken, insanlıklarını kaybetmiş saray yönlendirmeli AK Troller iftira yarışına girmişlerdir. Erdoğan, şehit tabutuna elini koyup ‘Ne mutlu şehit analarına’ nutkunu yüzü kızarmadan atarken mesele olmamıştır da, kardeş acısıyla gözyaşlarına boğulan bir yarbayımız şerefsizlerin gözüne batmıştır.”

Bizim partililerimiz yoktur, dava arkadaşlarımız vardır!

Devlet Bahçeli, konuşmasının ardından soruları cevapladı. Başbakan Davutoğlu’nun seçim hükümetinde görev alacak bakanların dışarıdan atanabileceğine dair açıklamaları hatırlatıldı. MHP’ye yakın isimlere teklif götürülmesi durumunda tepkisinin ne olacağı soruldu. Bahçeli, “Bizim partililerimiz yoktur. Bizim dava arkadaşlarımız vardır. Dava ne alınır ne satılır.” ifadelerini kullandı. Yüksek Seçim Kurulu’nun seçim tarihini 1 Kasım olarak açıklamasına ilişkin soru üzerine ise “Recep Tayyip Erdoğan emretmiştir onlar da yerine getirmiştir.” dedi. Deniz Baykal’ın, “Ben Meclis başkanı seçilseydim, koalisyon hükümeti kurulurdu.” şeklindeki açıklamalarının hatırlatılması üzerine ise, “Deniz Baykal olmasa idi Erdoğan olmazdı, AKP iktidarı olmazdı!” tepkisini gösterdi.

ZAMAN-POLİTİKA

Tayyip Erdoğan’ın 1 yıllık karnesi: Hukuksuzluk, israf, baskı

10 Ağustos 2014 tarihinde yapılan seçimlerde Türkiye’nin 12. cumhurbaşkanı seçilen Tayyip Erdoğan, bu makamda bir yılını doldurdu. Erdoğan, bir yıllık görev süresi boyunca, baskıcı ve ayrımcı bir profil ortaya koydu. Antidemokratik uygulamalarıyla gündemdenhiç düşmedi.

Tayyip Erdoğan, göreve gelir gelmez seleflerinin aksine Türkiye’nin dünya çapındaki tek markası olan yurtdışındaki Türk okullarını kapatmayı kendine misyon edindi. 5 milyarı aşkın maliyeti ve ‘bin 150 küsur’ odasıyla israfın sembolü olan Saray’la ilgili kararlar başta olmak üzere birçok yargı kararını es geçti. Seçim döneminde meydanlara indi; AKP’ye açıktan oy isteyerek Anayasa’daki tarafsızlık ilkesini resmen, alenen çiğnedi. En basit eleştirilere dava açarak birçok vatandaşı tutuklattı. Yine Saray’da kurduğu gölge kabine ve Bakanlar Kurulu’nu Saray’da toplayarak sivil hükümet üzerinde vesayet görüntüsü oluşturdu. Kırmızı Kitap’ı yeniden siyaset gündemine taşıması, basına akreditasyona öncülük etmesi, milleti birleştirmek yerine kutuplaştırması da Erdoğan’a has icatlar arasında yer aldı. İşte Erdoğan’ın bir yıllık karnesi:

Akreditasyon geri döndü

28 Şubat döneminde Genelkurmay tarafından uygulanan akreditasyon Erdoğan’la geri döndü. Erdoğan, başbakanlığı döneminde başlattığı medyaya akreditasyon uygulamasını Cumhurbaşkanlığı’na da taşıdı. Abdullah Gül döneminde herhangi bir sorunla karşılaşmayan Zaman, Bugün, Samanyolu TV, Cihan Haber Ajansı, Sözcü, Taraf, Cumhuriyet gibi basın kuruluşları, Cumhurbaşkanı’nın programlarına alınmadı. Ayrımcı uygulama, cenaze ve bayram namazlarında bile yaşandı.

Cumhurbaşkanı’na örtülü ödenek tahsisi

Başbakanlık’a özel harcamaları için tahsis edilen örtülü ödenek cumhurbaşkanına da tahsis edildi. Yapılan düzenleme ile 2,3 milyar TL’lik örtülü ödenekten Erdoğan’a da harcama yetkisi verildi. Bunun dışında Cumhurbaşkanlığı bütçesi de 2014 yılına göre iki kat artırılarak 397 milyon TL’ye yükseltildi. Böylece Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kullanımına toplamda 2,8 milyar lira gibi bir para tahsis edildi. Bu bir yıllık rakam, selefi Abdullah Gül’ün 7 yılda harcadığı paranın tam 4 katına tekabül ediyor.

Saray’da ‘gölge kabine’ kuruldu

“Farklı bir cumhurbaşkanı olacağım.” diyen Erdoğan’ın bir diğer dikkat çeken icraatı kurduğu ‘gölge kabine’ oldu. 9 Aralık 2014 tarihinde imzaladığı “Cumhurbaşkanlığı kararnamesi” ile Cumhurbaşkanlığı teşkilat yapısında değişiklik yapıldı. Mevcut 4 başkanlık sayısı 13’e çıkarıldı. İç Güvenlik Başkanlığı, Dış İlişkiler Başkanlığı, Ekonomi Başkanlığı, Savunma Başkanlığı, Enerji Başkanlığı, Sosyal İşler Başkanlığı, Yatırım İzleme Başkanlığı gibi adlar altında kurulan başkanlıklarla Saray’da adeta gölge bir bakanlar kurulu oluşturuldu. Ayrıca Anayasa’da istisnai bir durum olarak yer alan Bakanlar Kurulu’na başkanlık etme yetkisine sık sık başvurarak, Bakanlar Kurulu’nu Saray’da toplamayı neredeyse rutine bağladı.

Böylece başbakan ve kabine üzerindeki vesayet görüntüsünü güçlendirdi.

Binlerce kişiye hakaret davası

Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan önce görev yapan Ahmet Necdet Sezer ve Abdullah Gül zamanında Cumhurbaşkanı’na hakaretten tek bir kişi dahi cezaevine girmemişken Erdoğan’ın 1 yıllık cumhurbaşkanlığında ise 8 kişi, attıkları tweet’ler ya da sloganlar nedeniyle AİHM içtihatlarına aykırı olarak tutuk­landı. 13 yaşındaki bir çocuğun ifadesi alındı, 16 yaşındaki bir çocuk demir parmaklıklar arkasına gönderildi. Halihazırda, avukat, gazeteci ve yazarların da aralarında bulunduğu bine yakın isim “cumhurbaşkanına hakaret”ten yargılanıyor.

MİT TIR’larındaki silahların görüntüsünü manşetten veren Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar’ı “Haberi yapan bedelini ağır ödeyecek; öyle bırakmam onu.” diyerek tehdit etti. Ardından Can Dündar hakkında açılan soruşturmada bir kez ağırlaştırılmış müebbet, bir müebbet ve 42 yıl hapis cezası talep edildi.

‘400 milletvekilini verin, bu iş huzur içinde çözülsün’

Erdoğan, 7 Haziran seçimlerinde ise Anayasa’daki tarafsızlık statüsünü çiğnedi. Seçim öncesinde başbakanlık yaptığı dönemdeki gibi meydanlara inen Erdoğan, açılış toplantıları adı altında her gün bir ilde devlet imkânlarıyla seçim mitingleri yaptı. Başkanlık sistemi ve tek parti iktidarını isterken, “400 milletvekili verin bu iş huzur içinde çözülsün” gibi ilginç ifadelerle AKP’ye açıkça oy istedi. Bu tavrıyla tarafsız kalacağına dair Meclis’te şerefi ve namusu üzerine ettiği yemini de unuttu.

Sivil toplum kuruluşları ‘Kırmızı Kitap’a alındı

28 Şubat süreci sonrası unutulan ‘Kırmızı Kitap’ Erdoğan’la birlikte tekrar gündeme geldi. Çok değil daha iki yıl önce 26 Mart 2013’teki AKP Grup Toplantısı’nda “Milletin üzerinde suni tehdit oluşturan Kırmızı Kitap’ı kaldırdık.” diyen Erdoğan, cumhurbaşkanı olduktan sonra U dönüşü yaptı ve Kırmızı Kitap’ı kutsamaya başladı. Hizmet Hareketi’nin MGK gündemine geleceğini belirten Erdoğan, “MGK’nın aldığı karar tavsiye kararıdır. Hükümet de bunu Bakanlar Kurulu’ndan geçirdiği andan itibaren bu Milli Güvenlik Kurulu Siyaset Belgesi’ne (Kırmızı Kitap) girer. Şimdi bu süreç 30 Ekim’de MGK gündemine gelecek ve orada görüşeceğiz.” dedi. Bu açıklamanın ardından MGK bildirisine ‘legal görünümlü illegal oluşumlar’ gibi ucu açık bir ifadeyle bütün sivil oluşumlar tehdit kapsamına alındı. Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, bunu bir televizyon programında, “Legal görünümlü illegal yapılanmalar adıyla sadece bu cemaatten örgüte dönmüş veya paralel devlet yapılanması dediğimiz olgu ile ilgili değil. Şu anda mevcudiyeti düşünülebilecek veya gelecekte de başka cemaatler olabilir, başka sosyolojik birikimler olabilir.” sözleriyle ortaya koydu.

Yurtdışındaki Türk okullarını jurnalleyen tek cumhurbaşkanı

Tayyip Erdoğan’ın en tartışılan icraatlarından biri de yurtdışındaki Türk okullarının kapatılması için gösterdiği çaba oldu. Erdoğan, seleflerinin aksine Türkiye’nin uluslararası arenada tek markası olan Türk okullarını kapatmayı kendisine misyon edindi. 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal’dan itibaren tüm cumhurbaşkanları tarafından desteklenen bu okulları kapatmak için büyükelçilere talimatlar yağdırdı. Bununla yetinmedi, bizzat kendisi çıktığı her yurtdışı gezisinde, Anadolu insanının bin bir güçlükle kurup yaşattığı bu okulları muhataplarına jurnalledi. Ancak Arnavutluk, Endonezya, Etiyopya başta olmak üzere gittiği ülkelerin tamamından olumsuz cevap aldı.

Lüks ve israfın sembolü ‘kaçak saray’

Erdoğan’ın cumhurbaşkanı seçilmesiyle Türkiye’nin 91 yıllık geleneği de değişti. 11 cumhurbaşkanına ev sahipliği yapan Çankaya Köşkü’nü terk eden Erdoğan, Atatürk Orman Çiftliği’nde (AOÇ) aslında Başbakanlık için inşa edilen Saray’a geçti. Saray, 5 milyarı aşkın maliyeti, ‘bin 150 küsur’ odası, altın varaklı kadehleriyle lüks ve israfın sembolü oldu. Sık sık davalara konu olan Saray’la ilgili mahkeme kararları ise uygulanmadı.

Ankara 11. İdare Mahkemesi, Mart 2014’te Saray’ın yapımına imkân sağlayan planın yürütmesini durdurdu. O dönemde başbakan olan Erdoğan, “Güçleri yetiyorsa yıksınlar. Yürütmeyi durdurdular, bu binayı durduramayacaklar. Açılışını da yapacağım, içine de girip oturacağım.” sözleriyle kararı tanımadığını bildirdi. Bakanlar Kurulu’nun 27 Nisan 2012 tarihinde Resmî; Gazete’de yayımlanan kararıyla AOÇ arazisi kentsel dönüşüm alanı ilan edilmişti. Ankara’daki Türk Mimar ve Mühendis Odaları Birliği’ne (TMMOB) bağlı 5 meslek odasının başvurusu üzerine, Bakanlar Kurulu’nun bu kararı Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu tarafından 11 Haziran 2015’te iptal edildi. Saray’la ilgili bir başka önemli dava ise Ankara 5. İdare Mahkemesi’nde açıldı. Mahkeme Saray’ın yapımına imkân veren üst ölçekli imar planlarının yürütmesini 10 Şubat 2014 tarihli kararıyla durdurdu. 13 Temmuz 2015 tarihli kararında ise ‘Saray’ projesini de içeren 1/10.000’lik koruma amaçlı nazım imar planlarını oybirliğiyle bütünüyle iptal etti. Böylece plansız kalan Saray, kaçak duruma düştü. Ancak Cumhurbaşkanlığı, kararda Saray’a ilişkin bir durum olmadığını iddia ederek bu kararı da görmezden geldi.

ZAMAN-POLİTİKA