Koalisyon kurulamazsa, CHP yolsuzluk dosyasını yeniden açıyor

AKP ile görüşmelerini sürdüren CHP, Davutoğlu’nun Erdoğan’a rağmen hükümet kurma kararı alması ihtimalini zayıf görüyor. Parti, koalisyon kurulamaması durumunda 17-25 Aralık dosyasını tekrar açmayı planlıyor. Bu kapsamda TBMM, olağanüstü toplantıya çağrılacak. MHP ve HDP’nin de desteğiyle seçim öncesi yolsuzluklar tartışılacak.

AKP ile CHP arasında devam eden koalisyon sürecinde gözler 10 Ağustos’ta Başbakan Ahmet Davutoğlu ile CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu arasındaki nihai görüşmede. CHP kanadı, Davutoğlu’nun Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a rağmen koalisyon kararı vermesi ihtimalini zayıf görüyor. Koalisyon kurulamaması ve erken seçim kararı alınması durumunda ise CHP 17-25 Aralık rüşvet ve yolsuzluk soruşturmaları dosyasını açacak. TBMM, bu konunun görüşülmesi için olağanüstü toplantıya çağrılacak. MHP ve HDP’nin de destek vermesiyle bir soruşturma komisyonu kurulması ve erken seçim öncesi yolsuzluğun ayrıntılı şekilde tartışılması hedefleniyor.

Siyasi ve ekonomik istikrar için geniş tabanlı koalisyon kurulması kararlılığını sürdüren CHP, pazartesi akşamı Davutoğlu ile Kılıçdaroğlu arasında yapılacak görüşmeden çıkacak olası kararlar doğrultusunda çeşitli strateji geliştiriyor. Buna göre, Kılıçdaroğlu koalisyon kurulmasını kolaylaştırmak için daha önce ortaya koyduğu 14 ilkeyi önemli oranda esnetecek. Davutoğlu’nun Saray’ın baskısından çıkamaması ve tüm iyi niyet adımlarına rağmen koalisyon kurmama yönünde karar açıklaması durumunda ise B planına geçilecek. Yaşanacak her türlü siyasi ve ekonomik olumsuzluktan, erken seçim isteyen AKP’yi sorumlu tutacak olan CHP, diğer yandan koalisyon ihtimali nedeniyle ertelediği yolsuzluk dosyalarını yeniden gündeme getirecek.

YOLSUZLUĞUN SORUŞTURULMASI İÇİN ÖNERGE HAZIR

Geçtiğimiz günlerde 110 milletvekilinin imzasıyla TBMM’yi ‘artan terör olaylarını konuşmak’ üzere olağanüstü toplayan CHP, MHP’nin AKP’yle birlikte hareket etmesi nedeniyle bu yöndeki araştırma önergesini Genel Kurul’dan geçirememişti. Bu kez 17-25 Aralık yolsuzluk ve rüşvet soruşturmalarını konuşmak üzere Meclis’i toplantıya çağıracak olan CHP, HDP’den bu konuda her türlü desteği alacağından emin. CHP’liler, yolsuzluklarla mücadele konusunda halka büyük vaatlerde bulunan MHP’nin de kendilerine destek vermek durumunda kalacağını düşünüyor. MHP’nin de destek vermesiyle, yolsuzluk konusunun Genel Kurul’da görüşülmesi ve birkaç gün önce verilecek soruşturma önergesi doğrultusunda TBMM’de bir soruşturma komisyonu kurulması hedefleniyor. Böylelikle erken seçim için öngörülen 2-3 aylık süreçte 4 eski bakanla ilgili kurulan komisyonun çalışmalarının ayrıntılı olarak kamuoyuna yansıması ve daha önce AKP çoğunluğu nedeniyle ortaya çıkmayan gerçeklerin bu kez seçmen tarafından öğrenilmesi amaçlanıyor.

CHP’nin 4 bakanla ilgili soruşturma önergesi, 24 Haziran tarihindeki yemin töreninde İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal tarafından hazırlanmıştı. CHP’li tüm milletvekilleri tarafından imzalanan önergenin TBMM Başkanlığı’na sunulması, AKP ile yapılan koalisyon görüşmelerinin tıkanmaması için ertelenmişti. Ayrıca CHP Gaziantep Milletvekili Mehmet Gökdağ da, altın ihracatındaki artışın gerçek nedenlerinin ve 17 Aralık operasyonunun kilit ismi İranlı Reza Zarrab’ın rolünün ortaya çıkarılması için TBMM’ye araştırma önergesi sundu. Altın ihracatında gariplikler olduğunu söyleyen Gökdağ, iddialar için araştırma komisyonu kurulmasını önerdi.

ZAMAN-POLİTİKA

17 Aralık yolsuzluk operasyonundan sonra Gül, böyle demiş: 4 Bakanı derhal Yüce Divan’a gönderirdim

11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün, AKP hükümetinin 17-25 Aralık yolsuzluk ve rüşvet operasyonları konusunda ortaya koyduğu tavrı doğru bulmadığı ortaya çıktı.

Gül’ün o dönemki başdanışmanı Ahmet Sever tarafından kaleme alınan ‘Abdullah Gül ile 12 Yıl’ isimli kitapta yer alan bilgilere göre, Gül, yolsuzluk operasyonlarını ‘montaj’ ve ‘darbe girişimi’ olarak nitelendiren Erdoğan’ın yaklaşımını benimsemedi. Bu konuda çalışma arkadaşlarına şunları söyledi: “Ben aşağıya insem, haklarında yolsuzluk iddiası bulunan dört bakanı derhal Yüce Divan’a gönderirim”. Hükümetin dış politikasından da rahatsızlık duyan Gül, dönemin başbakanı Erdoğan ve dışişleri bakanı Davutoğlu’nu, ‘Suriye ve Mısır lideri’ gibi davranmakla suçlamış. İşte Ahmet Sever’in kitabından çarpıcı bölümler:

ÜLKE ÇOK KUTUPLAŞTI, BUNU GİDERECEK ADIMLARI PEŞ PEŞE ATARIM

Abdullah Gül’ün olan bitenlerden sıdkının sıyrıldığını ve kenara çekilme kararı aldığını gözlemledik. Köşk’te durum değerlendirmesi yaparken “Ben aşağıya insem” diye söze girdi ve hepimizi umutlandıran şu cümleleri kurdu: “Türkiye’yi kısa sürede yıldızının parladığı döneme tekrar götürürüm. AB sürecini yeniden canlandırırım. Dış politikadaki yanlışları düzeltirim. Ülke çok kutuplaştı, bunu giderecek adımları peş peşe atarım. Demokratikleşmeye ağırlık veririm. Haklarında yolsuzluk iddiası bulunan dört bakanı derhal Yüce Divan’a gönderirim…”

ERDOĞAN, GÜL’ÜN AK PARTİ’YE DÖNMESİNİN ÖNÜNÜ NASIL KESTİ?

Cumhurbaşkanı görev süresi bittiğinde ‘şüphesiz, kurucusu olduğu partisine döneceğini’ açıkladı. (…) MKYK toplantısı sürerken Sadullah Ergin söz alarak Gül’ün açıklaması hakkında bilgi verdi ve bu gelişmeyi dikkate alarak, olağanüstü kongreyi ileri bir tarihe ertelemenin daha doğru olacağını söyledi. Ancak, söz alanların sayısının giderek arttığını gören Erdoğan, müdahale ederek konuyu kapattı. Gül son derece rahattı: “Artık kimse bana ‘Partiye döneceğine dair bir işaret vermedin, sessiz kaldın’ diyemez. Ben üzerime düşeni yaptım.”

VEFA KONGRESİNDE VEFASIZLIK

27 Ağustos’ta Davutoğlu oybirliğiyle genel başkan seçildi. “Bu bir veda değil, vefa kongresi” dedi. Ancak Erdoğan’a övgüler düzerken kendisini başbakan olduğu dönemde başdanışmanı yapan, büyükelçi unvanı verdiren, siyasete sokan, dışişleri bakanı olmasında etkin rol oynayan Cumhurbaşkanı Gül’ün adını bir kez bile anmadı. AK Parti’nin belde ve köy temsilcilerine kadar selamlamadık kimseyi bırakmadı. Cumhurbaşkanı bu konuyla ilgili tek kelime etmedi. Ancak Davutoğlu’nun konuşmasını okuduğunda yüzünde acı bir tebessüm belirdi. Yüz ifadesi her şeyi anlatıyordu.

SEN SURİYE’NİN DIŞİŞLERİ BAKANI MISIN?

Gül, hükümetin genelde dış politikasını, özellikle de Suriye ve Mısır dış politikalarını doğru bulmuyordu. Başbakan Erdoğan’ın ve Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun sanki Türkiye’den çok Mısır ve Suriye’nin başbakanı ve dışişleri bakanı gibi davranarak çok ileri gittiğini, bunun Türkiye’nin menfaatlerine de aykırı olduğunu, kantarın topuzunun kaçtığını düşünüyordu. Bunu Davutoğlu’nun yüzüne de söyledi.

İKİLİ OYNAYANLARI BİLİYORDU

Gül’ü ikna etmek için AK Parti’den ziyarete gelen bakan ve milletvekilleri çok fazlaydı. Ama ortada bir sorun vardı. Yanına gelip “Ne olur partinin başına geçin” diyenler, birkaç istisna dışında partinin içinde, TBMM’de Abdullah Gül’ün adını dahi telaffuz etmekten çekiniyorlardı. Ayrıca ikili oynayanlar, yani Köşk’te başka, aşağıda başka konuşanlar da vardı. Ve bunlar Gül’ün kulağına da geliyordu.

BÜLENT ARINÇ’I İSTİFADAN DÖNDÜRDÜ

4 Kasım 2013’te Başbakan kızlı erkekli aynı evde kalan öğrencilerin denetleneceğini söyledi. Arınç bunu kesin bir dille yalanladı. “Asparagas” dedi. Başbakan ise ertesi gün Arınç’ı açığa düşürdü. Arınç “Birilerinin kum torbası olmak istemem” dedi. (…) Başbakan karşılaşmalarında Arınç’a son derece sert tepki göstermiş ve yaralayıcı ifadeler kullanmıştı. Arınç da kırgın ve küskün bir şekilde istifa kararı alıp evine çekilmişti. Geri dönmeye niyeti yoktu. Arınç, Gezi olayları sırasında da istifanın eşiğine gelmişti. Aynı günün akşamı geç saatlerde üç bakan Gül’den acil randevu talebinde bulundu. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Enerji Bakanı Taner Yıldız ve Kültür Bakanı Ömer Çelik… Devreye girmesini rica ettiler. Gül, telefonla Arınç’ı aradı ve uzun bir görüşmenin sonunda onu zor da olsa kararından vazgeçirdi.


Çift başlılık olmaz, işime karıştırmam

Ahmet Sever, Hürriyet Gazetesi’ne verdiği röportajda ise Abdullah Gül’ün siyasete dönüş şartını açıkladı. Sever, söyleşiyi gerçekleştiren Çınar Oskay’ın “Abdullah Gül siyasete dönecek mi?” sorusuna şu cevabı verdi: “Can atar bir havası yok. Aynı noktada. Seçimden sonra Recep Tayyip Erdoğan’ı ve Ahmet Davutoğlu’nu arayıp hükümet kurulması konusunda cesaretlendirmiş. Türkiye’nin hükümetsiz kalmaması için, içinde AK Parti’nin olacağı koalisyona teşvik ediyor. Gelişmeler ne gösterir bilinmez. “Gerçekten bana ihtiyaç duyarlarsa, o zaman düşünürüm. Tabii bunu kendi şartlarımı ortaya koyarak yaparım.” dedi.” Sever, “Nedir bu şartlar?” sorusu üzerine şunları kaydetti: “Daha önce söylemişti. Onlar da şuydu: “Çift başlılık olmaz. Ben gelir başbakanlığı yaparım. Karıştırmam. Ben nasıl cumhurbaşkanlığı yaptıysam, sen de öyle cumhurbaşkanlığı yaparsın. Yetkilerinin içinde kalarak… Sen nasıl bir başbakanlık yaptıysan ben de öyle yaparım.” Ahmet Sever, Abdullah Gül’ün seçim sonuçlarını da önceden tahmin ettiğini sözlerine ekledi.

ZAMAN-POLİTİKA

BAŞA DÖN