Bütün yönleriyle Sedat Veyis Örnek

Uluslararası Kıbrıs Üniver-sitesi’nin yılda dört sayı olarak yayımlanan uluslararası hakemli, dil, edebiyat, iletişim, halkbilim ve sosyoloji dergisi folklor/edebiyat, 82. sayısında, 1980 yılında yitirdiğimiz, ünlü halkbilimci Sedat Veyis Örnek’i kapağına taşıdı.

İki yılda hazırlanan ve 820 sayfadan oluşan dosyada Örnek, etnolog, oyun yazarı ve çevirmen olarak tüm yönleriyle ele alınıyor. Örnek’in yayımlanan yedi kitabı üzerine makaleler, dostlarının anıları, tiyatrocu kimliği üzerine değerlendirmelerin yer verildiği dergi, bir bilim adamı üzerine yayımlanmış en kapsamlı dosyalardan biri niteliğini taşıyor. Dergiyle birlikte bir de DVD hazırlanmış. DVD’de, Örnek’in ilk ve tek baskısı 1966 yılında Ankara Üniversitesi tarafından yapılan ‘Sivas ve Çevresinde Hayatın Çeşitli Safhalarıyla İlgili Bâtıl İnançların ve Büyüsel İşlemlerin Etnolojik Tetkiki’ ile 1971 yılında yayımlanan ‘Etnoloji Sözlüğü’ ve ‘Anadolu Folklorunda Ölüm’ adlı kitaplarının dijital örneklerinin yanı sıra Türk Halkbilimi kitabından yararlanarak Yeşim Dorman’ın yazdığı Ölüm-Doğum-Düğün’ün 1989 yılında Nurhan Tekerek’in sahneye koyduğu oyunun videosu ve reji defteri bulunuyor. (www.sedatveyisornek.humanity.ankara.edu.tr)

ZAMAN-KÜLTÜR

Bilinmeyen yönleriyle camilerimiz

“Bilinmeyen Yönleriyle” üst başlığını taşıyan ve Ayasofya’dan başlayarak Fatih, Süleymaniye, Sultanahmet ve Selimiye camilerini ele alan beş kitaplık seri Kaynak Yayınları tarından okura sunuldu. Yavuz Afşar’ın yayına hazırladığı eserler, Halit Ömer Camcı ve Mehmet Çiftçi’nin fotoğraflarıyla zenginleşmiş.Osmanlı Devleti’ne beş yüz yıldan fazla başkentlik yapan İstanbul’un sahip olduğu zenginliklerin başında camiler gelir. Özellikle selatin camiler külliyesi, aşevi, türbeleri, haziresi ile bulunduğu çevreye ayrı bir anlam kazandırır. Peki, yerli-yabancı turistler için ilk uğrak yerlerinden olan camiler hakkında ne kadar bilgi sahibiyiz? Ayasofya ile birlikte, adlarını, yaptıran padişahtan alan dört büyük cami, “Bilinmeyen Yönleriyle” iki kapak arasına girdi. Yavuz Afşar’ın kaleme aldığı beş kitaplık seride, İstanbul’dan Ayasofya ile Fatih, Süleymaniye ve Sultanahmet camii ve külliyeleri, Edirne’den de Selimiye Camii ve Külliyesi, müstakil kitaplar şeklinde okura sunuldu. Kaynak Yayınları tarafından yayımlanan kitaplarda camilerin yapılış hikâyesinden başlayarak inşa süreci, önemi, külliyesi, avlusu, kubbesi, minaresi, hatları ve kitabeleri ile tüm özellikleri tek tek ele alınıyor. Kitaplar, çokça uğradığımız ama hakkında az şey bildiğimiz kutsal mekânlar hakkında tafsilatlı bilgiler sunuyor.Süleymaniye, imparatorluğun yeni simgesiKanuni Sultan Süleyman, 1547’de yaptığı barış antlaşması ile İspanya Kralı ve Cermen İmparatoru V. Karl’ı vergi ödemeye mahkûm eder. Böylelikle “imparator” unvanının Osmanlı’ya ait olduğunu da kabul ettirir. Kanuni, adına bir imparatorluk camisi için çalışma başlatır. Mimarbaşı olarak da Mimar Sinan göreve getirilir. Koca Sinan, arazide iki yıl kadar çalışma yaptıktan sonra temele ilk taş konulabildi. Elbette Ayasofya’dan geri kalmaması gerekiyordu. Klasik Osmanlı mimarisinin zirve eserlerinden Süleymaniye Camii için Haliç’e hâkim bir tepe seçildi. Bittiğinde, etraftan bakılınca Ayasofya’nın tek rakibiydi. 1550’de başlanan ve 3.200 kilo altına mal olan cami (zamanın Osmanlı bütçesinin onda biri), 7 yılda tamamlanarak 1557’de açılır. Müslümanlar nazarında Kâbe, Mescid-i Nebevi ve Mescid-i Aksa’dan sonra dördüncü en kutsal mabet kabul edilen Süleymaniye Camii, ihtişamını bugün de koruyor.Mimarının hayatına mal olan cami: FatihOsmanlı’da Ayasofya’yı geçme yarışında verilen eserlerden ilki Fatih Sultan Mehmet adına yapılan Fatih Camii’dir. İstanbul’da yapılan ilk sultan camisi olan Fatih Camii’nin mimarı, yıllar sonra halefi olacak zatla aynı adı taşımaktadır: Atik Sinan. Rivayete göre, caminin iki önemli sütununu getirtmek için padişah hayli çaba sarf eder. Ancak Atik Sinan, sütunların gereğinden uzun olduğunu görüp yerlerine koymadan önce kestirir. Ne var ki sütunlar bu sefer kısa gelmektedir. Bunu duyan padişah, mimarı yanına çağırıp, “Sütunları kesip kısalttın ve benim camimin Ayasofya’dan daha alçak olmasına yol açtın.” der. 7 yıldan fazla emek verdiği cami, sonunda mimarının canına mal olur. Fatih Camii için az bilinen bilgilerden biri de 1766’daki depremde tamamen yıkılıp yeniden inşa edildiğidir.İki komşu: Ayasofya ve Sultanahmet“Bilinmeyen Yönleriyle” serisinin iki kıymetli kitabı ise yüzyıllardır birbirine bakışan Ayasofya ve Sultanahmet hakkında. İstanbul’da özellikle Sinan mührü olan eserlerle büyük etkisi olan Ayasofya, ihtişamıyla bin yıldan fazla süredir ayakta. Doğu Roma İmparatoru Iustinianos tarafından yaptırılan ve inşasına 532’de başlanan “Hagia Sofia” (Kutsal Bilgelik), beş yıl on ayda tamamlanarak 537’de açılır. Ayasofya, İstanbul’un fethi ile camiye dönüştürülür. Cumhuriyetin kurulmasından sonra da ibadete kapatılarak müze yapılır. O zamana kadarki camilerin en büyüğünü yaptırarak adını kalıcı kılmak için I. Ahmet tarafından inşa ettirilen Sultanahmet Camii için tam da Ayasofya’nın karşısı seçilir. Sedefkâr Mehmet Ağa mimarlığında 1609’da başlanan cami, 7 yıl 5 ay 6 gün sonra 1617’de tamamlanır. Evliya Çelebi’ye göre caminin temel şeyhi bugün Üsküdar’ın manevi misafiri olan Aziz Mahmud Hüdai Hazretleri’dir.Serinin beşinci kitabında ise Mimar Sinan’ın ustalık eseri Edirne Selimiye Camii etraflıca ele alınıyor. Mimar Sinan, Süleymaniye Camii ile heybetine rakip olduğu Ayasofya’nın kubbe ölçüsüne ulaştığı bu eserinde pek çok yönden Ayasofya’yı aşmayı başarmıştır. Selimiye ayrıca “kapladığı yer bakımından” dünyanın en büyük camisi olarak tarihte yerini almıştır.
ZAMAN :: KÜLTÜR

ARÜ’nün düzenlediği sempozyumda MYO’lar tüm yönleriyle tartışıldı

Ardahan Üniversitesi, ulusal ve uluslararası çapta yankı uyandıran “Uluslararası Meslek Yüksekokulları Sempozyumu” serisinin üçüncüsüne bu yıl 2 Ekim – 4 Ekim 2013 tarihleri arasında ev sahipliği yaptı.
Mesleki eğitim ve gelişimin kalitesine yönelik önemli açılımların yapıldığı sempozyum, Ardahan Üniversitesi’nin Çamlıçatak’taki yeni yerleşkesinde bulunan İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’nde gerçekleştirildi. Dört farklı salonda aynı anda yapılan sempozyuma yurtiçinden ve yurtdışından birçok bilim insanı akın etti. “Meslekî Eğitimde Kalite” ana teması çerçevesinde 78 bilimsel bildirinin sunulduğu sempozyumda meslek yüksekokulları tüm yönleriyle ele alındı. Meslek yüksekokullarının sorunlarının tespit edildiği ve geleceğe dair çözüm önerilerinin gündeme getirildiği sempozyum, ayrıca mesleki eğitimde kalitenin artması konusunda yeni ve alternatif yol haritaları da sundu. Öte yandan sempozyumda, 2015 yılında yapılacak olan “4. Uluslararası Meslek Yüksekokulları Sempozyumu”nun Yalova Üniversitesi’nde yapılması kararlaştırıldı.

Sempozyumda Birçok Sorun Yakın Merceğe Alındı
Oturumların tamamlanmasının ardından Ardahan Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Konferans Salonu’nda sempozyumun kapanış konuşmasını yapan Sempozyum Danışma ve Bilim Kurulu Üyesi ve Ardahan Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Orhan Söylemez, “Sempozyumda 26 oturum gerçekleştirildi. 36 üniversiteden 93 misafirin katıldığı oturumlar yoğun bilimsel tartışmalara sahne oldu. Öte yandan sempozyumda meslek yüksek okullarında kimlik ve statü, üniversite-sanayi işbirliği, kariyer planlama ve gelişim, program açma kriterleri, öğrenci profilleri, öğrencilerin başarıları, meslek etiği, müfredat problemi, öğrenci merkezli eğitim, öğretim elemanlarının sorunları, MYO’lardaki uygulamalı eğitim, staj, Bologna süreci, dil eğitimi, öğrencilerin problem çözme becerileri gibi birçok konu gündeme getirildi.” sözleriyle, ARÜ’de düzenlenen MYO’larla ilgili uluslararası sempozyumu çeşitli bilgilerle özetledi.
Sempozyum oturum başkanlarının raporlarına da değinen Prof. Dr. Söylemez, ARÜ’de yapılan uluslararası organizasyonun meslek yüksekokulları açısından önemli açılımlar sağladığını belirterek, “Sempozyumlar hem tanışma hem bilgi paylaşımı hem de fikirlerin çakıştığı bir arena olarak gerçekten önemli.” diye konuştu.
Sempozyum Bilim Kurulu Üyesi ve Kocaeli Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Gazi Uçkun, “3. Uluslararası Meslek Yüksekokulları Sempozyumu”nun çok başarılı geçtiğini vurgulayarak, “Ardahan Üniversitesi’nde yapılan sempozyumda herkes arasında çok iyi bir dayanışma olduğunu gördüm. Buralar bizlerin buluşma platformudur” dedi.

“4. Uluslararası Meslek Yüksekokulları Sempozyumu” İçin Karar Alındı
Konuşmalardan sonra 2015 yılında düzenlenecek olan “4. Uluslararası Meslek Yüksekokulları Sempozyumu”nun oy birliğiyle Yalova Üniversitesi’nde yapılması kararlaştırıldı.

Rektörümüz Prof. Dr. Korkmaz: Aşkımız Olan Yerleşkemizdeki İlk Toplantımız
Programın ardından sempozyum gala yemeğinde bir araya gelindi. Saat 19.00′dan itibaren başlayan yemek programına Ardahan Vali Yardımcısı Deniz Pişkin, Rektörümüz Prof. Dr. Ramazan Korkmaz, Rektör Yardımcılarımız Prof. Dr. M. Hanefi Palabıyık ve Prof. Dr. Orhan Söylemez ve sempozyuma katılan çok sayıda akademisyen teşrif etti.
Programda söz alan Rektörümüz Prof. Dr. Ramazan Korkmaz, Ardahan Üniversitesi’nin Çamlıçatak’taki yeni kampüsünün bu kadar büyük ve önemli bir organizasyona ev sahipliği yapmasının anlamlı olduğunu, “Ardahan Üniversitesi’nin her yerinde emek var, sevda var, aşk var. Kampüsümüzden logomuza kadar her şeyimizde adım adım emek var, sevda var, aşk var. Onun için bu kampüs benim aşkım… Arkadaşlarımızın aşkı…O aşkımızın ilk toplantısını sizlerle beraber yaptık. Umuyorum bundan sonraki toplantılarda sizlerle daha çok beraber olacağız.” sözleriyle özetleyerek, ayrıca sempozyuma katılan bilim insanlarına ve organizasyonda emeği geçen herkese teşekkür etti.

Vali Yardımcısı Pişkin: Ardahan’ın En Büyük Güzelliği Ardahan
Üniversitesi’dir.
Vali Yardımcısı Deniz Pişkin ise, Ardahan Üniversitesi’nin tarihi bir organizasyona imza attığını belirterek, “Ardahan Üniversitesi, hayatında ilk kez Ardahan’ı görmeyen insanlara Ardahan’ı göstermemiş, aynı zamanda akademik manada da kısacık tarihine sığdırdığı büyük başarılardan bir tanesinin daha altına imza atmıştır.” diye konuştu.
Ardahan Üniversitesi’nin akademi dünyasına, Ardahan’a ve Kafkasya Üniversiteler Birliği (KÜNİB) gibi öncülük ettiği uluslararası bir birlik vasıtasıyla sınırların ötesine kadar tarihi katkılar sağlamaya devam ettiğini ifade eden Pişkin, “Sayın rektörümüze, rektör yardımcılarına ve tüm ekibine çok teşekkür ediyoruz. Ardahan’ın böylesi kültürel ve sosyal etkinliklerle anılmasını sağlamaları gerçekten takdire değerdir. Bu nedenle Ardahan’ın en büyük güzelliği Ardahan Üniversitesi’dir. Sizler de uzaktan gelerek bu ışığa güç verdiğiniz için, sizlere çok teşekkür ederek şükranlarımı sunuyorum. Bundan sonra nice panellerde, sempozyumlarda, etkinliklerde aynı ışığın altında, aynı çatının altında bir araya gelmeyi temenni ediyorum.” diyerek sözlerini tamamladı.

Posof Sınır Gazetesi